Etiketler

,

img_2106-2-small

Polis ve Fotoğraf

Bir yaz günüydü.

Sıcak bir yaz günüydü. Üzerindeki gömleğin koltukaltları sırılsıklam olmuştu. Bir kafenin bahçesinde tabureli bir masaya oturmuş, önüne de öldürülmüş genç kızın fotoğrafını koymuş bakıyor; bir yandan çayını yudumlayıp bir yandan da sigarasından çekiyordu. Güzel bir kız mıydı? Evet, genç ve güzel bir kızdı… , ölüp gitmişti, hayır, öldürülüp gitmişti daha doğrusu. Peki ne için? Katilin kafasındaki çılgın dünyayı kim bilebilirdi? Dünyayı normal insanlar gibi algılamıyordu bu katil büyük ihtimalle. Belki herkesin huşu içinde oksijenli havasını ciğerlerine doldurduğu yeşil bir ormanda dehşet içinde kalan biriydi katil; yalnızca şehrin kalabalığında ve kirliliğinde kendini vatanında hissedebilen biri.

Birkaç saat önce cenazede verdikleri ve yakasına taktığı resme bakıp bunları düşünüyordu polis. Çekik gözlü, beyaz tenli, daha liseyi yeni bitirmiş genç bir kızın okul yıllığı için çektirdiği bir fotoğraftı masadaki. Üzerinde 1991- 2009 yazmasa bu gülümseyen yüzün bugün gömdükleri cesede ait olduğunu idrak edemeyecekti…

Çayından son bir yudum alıp, gözlerini fotoğraftan ayırıp çevresine bakmaya başladı. Bu sırada yanından elinde tepsiyle servise çıkan garson geçiyordu. Bir çay daha istedi. Garson aceleyle çayı masasının üzerine koydu. Bu sırada garsonun masadaki fotoğrafa gözünün kaydığını fark etti. Bundan rahatsız oldu ve elini fotoğrafın üzerine koydu. Bu sırada garson geçip gitmişti bile. Neden rahatsız olmuştu garsonun fotoğrafa bakmasından? Hoş, belki bakmamıştı bile ya. Ölmüş bir kızı mı kıskanmıştı yoksa kendisi gibi kart bir adamın genç bir kızın fotoğrafına bakarken görülmesinden mi rahatsız olmuştu?

Cenazedeki kızın sevgilisi geldi gözünün önüne. “Gerçekten saf bir kız mıydı?” diye düşündü. Sonra da “katilin kafası farklı da benimki değil mi?” diye düşündü.

Reklamlar