Etiketler

, , , ,

78766641_tn24_0

“ÇERKES ETHEM AYAKLANMASI

Batı Cephesi’nin yeni Komutanı İsmet Bey, cepheye giderek 10 Kasımda görevine başlar.
Atatürk, bu sırada, Çerkes Ethem’in yakın bir arkadaşından aldığı bir telgrafa değinir. 13 Kasım 1020 günü kendisine gönderilen telgrafta ‘Ethem Bey’in Ali Fuat Paşa’nın yanında Rusya’ya gönderileceği söylentisi, cephedekiler ve geride bulunan halk arasında bir kötü düşünceye yorulmaktadır. Bu gibi kişilerin çevrenizden uzaklaştırılması, yüksek kişiliğinizin diktatör olacağınız sanısını uyandırmıştır.’ denilmektedir.
Atatürk, bu konuyu Söylev’de şöyle sürdürür:

İsmet Bey, bölgesinde bulunan bütün kuvvetleri, kendi emir ve komutasında birleştirmek için çalışmalarına başlar. Ulusal Kuvvetler’in başında bulunanlar, Batı Cephesi Komutanı’nın yapmak istediği girişimlere karşı gelmeye çalışırlar. Özellikle kendisine ‘Tüm Gezici Kuvvetler ve Kütahya Yöresi Komutanı’ unvanını veren Çerkes Ethem, Batı Cephesi Komutanı’nın emirlerine göre hareket etmek istemez. Bu aralık, hastalandığını özür göstererek, kendine bağlı kuvvetlerin yönetimini kardeşi Tevfik Bey’e bırakarak Ankara’ya gelir.
Çerkez Ethem, kardeşleri ve kendileriyle aynı düşüncede olanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne karşı ayaklanmaya karar vermiş bulunuyorlardı. Ankara’ya gelen Çerkez Ethem ve milletvekili bulunan kardeşi Reşit, birtakımsiyasal düzeltmelerle amaçlarına ulaşmak istiyorlardı.
Atatürk, bu konudaki görüşlerini, Söylev’de şöyle açıklar:

Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey, Çerkez Ethem komutasındaki birlikleri denetleyeceğini, sivil işlere, geri hizmetlere karışılmamasını emreder. Fakat bu emre, Gezici Kuvvetler Komutanlığı uymaz: buna karşıt olarak Kütahya bölgesinde her şye karışmaya başlar ve zorbalıklarını artırır.
Bunun üzerine, Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey, Çerkez Ethem kuvvetlerine, genel bir emir verir:
Savaş bunalımı sırasındaki kızgınlıkların etkisiyle zorbaca önlemler almaya kesinlikle engel olunmalıdır. Hainliği ne denli gerçek olursa olsun, hiçbir köy yakılmayacak; halktan hiçbir kimse, hiçbir birlikçe, hiçbir suçtan ötürü asılmayacaktır. Casuslukları ve başka hainlikleri anlaşılmış adamların, gözaltında İstiklal Mahkemelerine gönderilmeleri gerekir.
‘Tüm Gezici Kuvvetler Komutan Vekili’ Tevfik Bey, İsmet Bey’in bu emirlerine de karşı gelir.
Bu sırada, Batı Cephesi Komutanlığı, Simav ve dolaylarında, sivil yönetimin kurulmasına kadar halkın güvenliğini sağlamak amacıyla ‘Simav ve Dolayları Komutanlığı’ adıyla bir komutanlık kurmaya karar verir. Bu yöre halkına yayımladığı bir bildiride, ‘Sizin her türlü dertlerinizi dinlemek ve adaletli bir yönetim sağlamak görevi ile’ böyle bir komutanlığı kurmuş olduğunu bildirir.
Bütün Gezici Kuvvetler Komutan Vekili Tevfik Bey, bu Bölge Komutanlığı’nın kurulmasına da karşı gelir.
… Kendilerine bağlı birliklerin durumunu Cephe Komutanlığı’na bildirmek istemedikleri gibi, bu kuvvetlerin düzenli bir birlik durumuna getirilmesine de karşı gelirler. Gezici Kuvvetler Komutanlığı olarak, Batı Cephesi Komutanlığı yerine, Genelkurmay Başkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile doğrudan ilişki kurma yoluna geçerler.
… Ethem Bey’in vekili olarak Tevfik Bey, ‘Gezici Kuvvetler’in, Batı Cephesi Komutanlığı’nı’ tanımadığını bildirir.
Atatürk, bu günleri, Söylev’de şöyle anlatır:
…”

Tarihsel Olaylarla Söylev “Nutuk”, Gazi M. Kemal; Baki Kurtuluş, Kurtuluş Yay., Ankara, 1. Basım, s. 145-147

Sevr Antlaşması ve İnönü Zaferleri, Ulusal Anayasa

OSMANLI DEVLETİ İLE İTİLAF DEVLETLERİ ARASINDA BARIŞ İÇİN GÖRÜŞMELER


Bu düşünce içinde, Osmanlı Hükümeti, 22 Nisan 1920 de, Paris’teki Barış Konferansına çağırıldı. Osmanlı Hükümeti bu çağrıyı kabul etti. Eski sadrazamlardan Tevfik Paşa başkanlığında bir kurulu Paris’e gönderdi.
Tevfik Paşa başkanlığındaki Osmanlı delegeleri, Paris’e gitmeye hazırlanırken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti de, bir nota ile kuruluşunu, Avrupa’daki devletlerin dışişleri bakanlıklarına bildirdi. Aynı zamanda, Osmanlı Hükümeti ile yapılacak bir barışın, Türk ulusu tarafından kabul edilmeyeceğini; Türkler tarafından onaylanacak barış koşullarının, ancak, onun tek ve gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile konuşulup kararlaştıracak koşullar olacağını, 30 Nisan 1920 de, kesin bir biçimde açıkladı.
İtilaf Devletleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin bu çağrısına ve uyarısına önem vermediler. Tevfik Paşa’nın başkanlığındaki Osmanlı Hükümeti kuruluna, barış koşullarını bildirdiler. Barış koşulları ağırdı. Tevfik Paşa, bu barış koşullarının, bağımsız bir devlet kavramıyla bağdaştırılamayacağı düşüncesi ile, 11 Mayıs 1920 de, kabul etmeyeceğini bildirdi.
Osmanlı Hükümeti, Tevfik Paşa’nın bu görüşlerini yerinde bulmayarak, onu görevinden aldı. Paris’e, Osmanlı Hükümeti temsilcisi olarak, Sadrazam Damat Ferit Paşa, kendisi gitti.
Görüşmeler , 25 Haziran 1920 de başladı.
… Görüşmelerin yapıldığı sıralarda, İtilaf Devletleri, Mudanya ve Bandırma’ya asker çıkardılar. Yunanlılar da, Anadolu içlerine doğru, saldırılarına başladılar.
Yine bu sıralarda, 18 Haziran 1920 de, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yaptığı gizli bir oturumda, Ulusal Ant’a bağlılığını bildirerek, Türk topraklarının parçalanmasına göz yumulamayacağını, bir kez daha, bütün dünyaya ilan etti.

SEVR ANTLAŞMASI

Damat Ferit Paşa tarafından kabul edilen barış koşulları, Padişah’ın başkanlığında toplanan ‘Saltanat Şurası’nda onaylandı. Böylece Sevr Antlaşması, 10 Ağustos 1920 günü imzalanmış oldu.
Sevr Antlaşması’nın başlıca koşulları şunlardı:
1) Sınırlar
a – Trakya Sınırı: Çatalca hattından biraz ilerden geçiyordu.
b – İzmir Bölgesi: Tire, Söke, Ödemiş, Turgutlu, Akhisar, Kırkağaç ve Burhaniye iskelesine az çok yakın yerlerden geçmekte idi. Bu hattın batısında kalan bölge Türk egemenliğinde kalacak, fakat, Türkiye bu egemenliği kullanma hakkını Yunanistan’a devredecek, Türk egemenliğinin simgesi olmak üzere İzmir kentinin dış istihkamlarından birinde Türk bayrağı bulunacaktı. Yöresel bir meclis beş yıl sonra bu bölgenin temelli olarak Yunanistan’a katılmasına karar verebilecekti.
c – Suriye Sınırı: Aşağı yukarı Karataş burnundan başlayarak Osmaniye, Bahçe, Gaziantep, Birecik, Urfa, Mardin’in kuzeyinden geçiyor ve hattın güneyinde bulunan yerler Suriye topraklarında kalıyordu.
ç – Irak Sınırı: Musul’un kuzeyinden geçiyordu.
d – Doğu Sınırı: Karadeniz kıyısında Giresun’un doğusundan Erzincan ve Muş’un batısından Elmalı, Bitlis ve Van gölünün güneyinden geçiyordu. Bu hattın doğusunda kalan yerler Ermenistan’a bırakılıyordu.
e – Boğazlar Bölgesi: Trakya’da Türkiye’ye kalan topraklarla, Anadolu’da, Burhaniye’den başlayarak Manyas gölünün güneyinden, Bursa ve İznik’in biraz kuzeyinden, Sapanca gölünün batı ucundan geçen hattın batısında kalan bölge Boğazlar Bölgesi oluyordu. Bu bölgede asker bulundurmak ve askeri hareketlerde bulunmak hakkı yalnız İtilaf Devletleri’ne ait olacaktı. Bu bölgedeki Türk jandarması İtilaf Devletleri’nin komutası altında bulunacaktı.
2) Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı Devleti’nin olan Arabistan, Irak toprakları İngilizler’e bırakılıyordu.
3) Sevr Antlaşması arkasından İtilaf Devletleri aralarında imzaladıkları anlaşmalar ile Türkiye’de ekonomik sözügeçerlik bölgeleri kuruyorlardı. Bu anlaşmalara göre Osmanlı Devleti sınırları sözde kalan sınırlardı. Çünkü bu sınırlar dışında Silifke, Ulukışla, Niğde, Aksaray, Ilgın, Akşehir, Afyon, Kütahya ve Balıkesir İtalyan sözügeçerlik bölgesi olarak tanınıyordu. Diyarbakır, Elazığ, Sivas, Tokat dolaylarına kadar olan yerler de Fransız sözügeçerlik bölgesi içinde kalıyordu. Bu bölgede her türlü ayrıcalık ve ekonomik çıkarlar bu devletlere ait olacaktı. Sonuç olarak Türkler’e Anadolu’nun dörtte birinden az bir bölge kalıyordu.
4) Barış koşulları İtilaf Devletleri’nin istediği şekilde uygulanmayacak olursa İstanbul da Osmanlı Devleti’nin elinden alınacaktı.
5) Osmanlı Devleti silahsızlandırılıyor, yükümlü askerlik hizmeti kaldırılıyordu. Osmanlı Devleti 31 bini jandarma, 14 bini özel kıt’alar olmak üzere en fazla 45 bin asker bulundurabilecek, bunlar da ücretli olmayacaktı. Bu askerlerin ağır silahları, uçakları bulunmayacaktı. Jandarma subayları arasında % 15 oranında yabancı subay bulundurulacaktı. İstanbul’da padişahın yanında ya da Harp öğrencisi olarak ancak 700 asker bulundurulabilecekti. Beş on kıyıy koruma gemisi dışında Osmanlı Devleti, donanma, hatta büyük ticaret gemileri bulunduramayacaktı. İtilaf Devletleri’ne ait askeri komisyonlar yurdumuzda her türlü denetim yapmak hakkına sahip olacaklardı.
6) Birinci Dünya Savaşı sırasında kaldırılmış olan kapitülasyonlar ve bu savaştan önce verilmiş ayrıcalıklar geri verilecekti. Kapitülasyonlar, yeni kurulan devletler de dahil, bütün yabancı devletlere verilecekti.
7) Devletin gelir kaynakları her şeyden önce İtilaf Devletleri’nin işgal harcamaları ve savaş ödentisi için kullanılacak, devletin maliyesi İtilaf Devletleri tarafından atanacak bir komisyon eliyle denetlenecekti. Gümrükler bu komisyonlar tarafından atanacak bir genel müdürün yönetiminde bulunacaktı.
8) Herhangi bir Türk uyruğu, İtilaf Devletleri’nden birinin vatandaşlığına geçebilecekti. Bu gibiler uyruk değiştirdikleri tarihten itibaren kapitülasyonlardan yararlanabilecekler, Osmanlı Devleti’ne vergi vermeyeceklerdi.
9) Boğazlar Komisyonu:
Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Rusya tarafından atanacak üyelerden bir Boğazlar Komisyonu kurulacaktı. Bu komisyonun özel bayrağı, bütçesi olacaktı. Komisyon: boğazlardan geçiş, fenerlerin yönetim ve bakımı, kılavuzluk işleriyle uğraşacaktı.

OSMANLI HÜKÜMETİ, SEVR ANTLAŞMASI’NI BİR ZAFER OLARAK NİTELENDİRİYOR

SEVR ANTLAŞMASI UYGULANAMIYOR

İtilaf Devletleri, antlaşma koşullarını Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne zorla onaylatmak amacıyla, Yunan ileri hareketine izin verdiler. …”

agy s.160-163

Reklamlar