Etiketler

, , , , , , ,

7d039bbf512d7f19f49924bcb2ada84b

CEMAL SÜREYA
‘Genç şairler arasında çok büyük benzeşme var’

(Doğan Hızlan’ın röportajı)

-Yirmidört yılda üç şiir kitabım yayımlanmış. Demek az yayımlayan bir şairim. Buna üzüldüğüm zamanlar da olmuyor değil. Ama gereksiz çoğaltmaya da karşıyım elbet. Başarı kazanmak için hiç bir zaman bir kaygım olmadı benim. Her konuda böyle. Çok gelirse çok, az gelirse az. Yaşarsam, on yıl içinde, üç şiir kitabım daha çıkar, o kadar. Bunlardan birincisini iki ay içinde Memet Fuat’a teslim edeceğim. Sanırım Ağustosta felan çıkar. İlk üç şiir kitabım çok uzun süreden beri tükenmiş bulunuyor. Onların da bu yıl içinde bir arada yayımlanacağını umuyorum.

-Bugün şiirle uğraşan gençlerin sayısı her zamankinden çok. Bu da şiir adına öğünülecek bir şey. Üstelik genç şairlerin çoğunca belli düzeyin altına düşmedikleri görülüyor. Ayrıca araştırmacı bir tavırları var. Aralarına her altı ayda bir yirmi otuz şair katılıyor. Bunun içinden mutlaka bir şey çıkar. Zaten bundan sonra ‘sözü alan’lar da onlar olacaklardır. Şiir birkaç büyük ustanın yanısıra çok sayıda genç şairle soluk alır.
…”

Gösteri 18. sayı, mayıs 1982, İstanbul, s. 6, 7

saitfaik

Denizi Anlatan Sait Faik, Konur Ertop

Örneğin dülger balığını konu edinir:
‘Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.
Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim? Yamyassıdır demiş miydim? Tam ortalık yerinde, her iki yanda sağlı sollu iki baş parmak izi diyebileceğimiz koyu lekeler vardır, demiş miydim?’

‘Karşı boş ve sarp kayalıadanın kıyılarında balıkçıların ağlarını parçalayan, dalyanları bozan, ihtiyar balıkçıları kapan bir ejderhanın hikayesini yanakları şiş, kara gözlü, tombul, su bauharı gibi ılık ve temiz, tombulluğu nisbetinde saf ve saflığı kadar hassas, derisi tuzlu bir balıkçı çocuk bana anlattı. (Bir kıyının dört hikayesi).’
…”

agy s. 23, 24

edostlari_1335345166111

ZELİHA, TARIK DURSUN K.

Ne dağlar yürüdü, ne toprak sarsıldı, ne esen yel durdu, ne doruklardaki kar bulutları dağıldılar. Mağaranın alt yakasında küçücük bir akarsu vardı, çağıltısı kesilmedi. Kayadan kayaya sıçrayan bir yabankeçisi önayaklarının kaslarını germişti, arka ayaklarından güç alıp yay gibi havayı yararak sıçradı, bir tutam otlu bir başka keskin kayanın sivrisine yumuşacık atlayıverdi. Gümeçin ağzında balarıları vızır vızırdılar. Sarı nergislerden bir küme, sabahın çiğine karşı gürüldeyerek çiçeklerini açtılar, başlarını güneşe çevirdiler. İki kartal gökyüzünde uzun kanatlarıyla bir yarım daire çizdiler, sonra hiç kimsenin duymayacağı keskin bir hışırtıyla ve şimşek hızıyla gözlerine kestirdikleri, çalılardaki bir aktavşanın üstüne indiler.
…”

agy s. 42, 43

fft16_mf2495655

Baktıkça Genişleyen Pencere, Mehmet Bayhan
Kültür yozlaşması artık bir sav olmaktan çıktı, bütün kıtaları kapsayan bir gerçek oldu. Çevre kirlenmesi ve doğadan kopuş, mekanikleşme bu oluşumu hızlandırdı. Denebilir ki insan olmak unutulmakta. Her ülkede değişik kuruluşlar sorunun çözümü için çaba gösteriyorlar. Ancak kitleler ve yönetimler bu bilinçten uzak henüz. Onlar çözümü, ne yazık ki, ekonomi ile oynamakta arıyorlar.
…”

agy s. 51

Reklamlar