Etiketler

,

mormon-kitabi

Bir akşam Ankara’da Kızılay’da durakta otobüs beklerken ikisi de beyaz gömlek ve siyah paltalon giymiş ve yabancı oldukları her hallerinden belli gençler dikkatimi çekmişti. Önlerine gelenle güleryüzlü bir şekilde bir şeyler konuşuyorlardı. Onların turist olduğunu düşündüm. Sonra otobüs geldi ve bindim; onlar da aynı otobüse bindiler. Otobüste de kim olursa olsun konuşuyorlardı. İçimden ‘bunlar ne kadar da cana yakın turistlermiş’ diye geçirdim. Neden sonra otobüs iyice tenhalaştığında yanım boş kalmıştı ve bunlardan biri yanıma oturdu. Yabancı aksanlı bir Türkçe’yle benimle konuşmaya başladı. Amerika’dan geldiklerinden felan bahsettikten sonra benim ne iş yaptığımı felan sordu. Neden sonra asıl mevzuya kendisinin bir mormon olduğunu ve benim mormonlar hakkında bir bilgim olup olmadığını sorarak girdi. Ben de bir yerlerde okuduğum kadarıyla mormonların kendi bölgelerinde dış dünyadan yalıtılmış olarak ilkel bir biçimde yaşayan bir hristiyan meszhebi olduğunu bildiğimi söyledim ve hatta bu iki gencin bu kadar açılmasına şaşırdığımı söylemeye çalıştım. Lakin aslında kafamdan geçen mezhep amişlermiş; adı Levit olan mormon arkadaş, amişlerle mormonların farklı olduğundan bahsedip mormonlar hakkında bana bir şeyler anlattı. Mormon tarikatının merkezinin Utah olduğundan; bilmem kaç milyon inananı olduğundan bahsetti. Sonra çantasındaki bir kitabı gizlice çıkartıp bana gösterdi; mavi ciltli bir kitaptı, Mormon kitabıymış. Benim de böyle dini metinlere karşı merakım olduğundan kitabı bana verip vermeyeceğini sordum. Bu kitabı kitabevlerinde bulamazdım. Daha sonra tıp eğitimi almakta olduğunu öğrendiğim genç mormon delikanlı kitabı bana vereceğini ama önce benimle bir konuşma yapmaları gerektiğini söyledi. Beni de mormonluğa kazandırmak için dini bir ajitasyon yapacaklarını anladım; ama bu kitabı almayı ve kitaplığıma katmayı kafaya koymuştum. Levit’e sonradan görüşmek üzere telefonumu verdim. Bir iki gün sonra telefonlaşıp bu iki gençle Güven Park’ın orada buluştuk. Beni Atatürk bulvarındaki bir binanın üst katlarındaki tek bir odadan müteşekkil, içinde bir kitaplık bir kaç sandalye ve bir masadan başka bir şey olmayan yerlerine götürdüler. Sonunda biri masanın arkasındaki sandalyeye biri de masanın önünde olan benim karşımdaki sandalyeye oturdu. Evet misyoner bir konuşma için herşey hazırdı. Önce dua edeceklerini istersem benim de bu duaya eşlik edebileceğimi söylediler. ben eşlik etmek istemediğimi söyledim. Sonra yanlış hatırlamıyorsam budist rahipler gibi iki ellerini birleştirip yukarı doğru bakarak Türkçe dua etmeye başladılar. Bu duanın bir yerinde benim adım da geçti. Tanrılarından benim de inanç sahibi olarak aralarına katılmamı dilediler. Sonra Tanrıya inanıp inanmadığımı sordular. Ben de bu konuda net olmadığımı ama Tanrı varsa bile bunun dini metinlerdeki Tanrı olmadığını düşündüğümü söyledim. Pek bir şey anlamadıklarını farkedince kestirmeden ‘deist’ olduğumu söyledim. bu kelimeyi içlerinden biri anladı ve diğerine ingilizce açıklamaya çalıştı. Sonra Lewit önce bana İbrahimi dinlerin genel anlayışı hakkında kendince bilgiler vermeye başladı. Tanrı vardı ve hepimizi çok seviyordu; yüzyıllar boyunca insanları doğru yola kavuşturmak için peygamberler göndermiş ama insanlar yine yanlış yollara sapmışlardı. Ben bu hikayeyi biraz bildiğimi söyledim. Daha sonra Lewit artık Mormonluğu anlatmaya başladı. Gelmeden önce vikipediden Mormon Kitabı üzerine biraz okumuştum. İsrail’den yola çıkarak Amerikaya Kolomb’dan çok çok önce (MÖ 600) varmış Nefi ve Laman kavimlerinin tarihi üzerine Hristiyan görüşlü bir metin olduğunu biliyordum. Nihayet Lewit bana kitaptaki resimleri göstermeye başladı. İlk resim klasik bir İsa Mesih portresiydi – hani Avrupalıların imgelediği o kumral, beyaz tenli sakallı adam-; ikincisi ise elimdeki Mormon Kitabını altın varaklar halinde tekrar gün yüzüne çıkaran Joseph Smith’in resmiydi. Yakışıklı ve traşlı beyaz bir Amerikan asilzadesi olarak portresi yapılmıştı bu zatın. Sonra Levit bana Joseph Smith’in hikayesini anlatmaya başladı. Hikayeye göre New York’ta yaşayan Smith her kilisenin farklı bir öğretisi olmasından rahatsızdır ve hangisinin doğru söylediğini bilememektedir. Smith bir gece (1823 yılının 21 eylül gecesi) odasında dua ederken bir vizyon görür. Bu vizyon 421 yılında üzerinde Mormon Kitabının metninin yazılı olduğu altın varakları saklayıp mühürlemiş olan son Nefi peygamberi Moroni’dir. Smith bu varakların tekrar gün ışığına çıkarılması için seçilmiş kişidir ve onların yeri bu vizyonda Smith’e malum olur. Smith ertesi gün bu varakları Otranto bölgesindeki Manchester Köyüne yakınındaki bir tepede bulur. Tam onları çıkaracakken haberci (Moroni olsa gerek) gene ona görünür ve bu varakların çıkarılma zamanının daha gelmediğini; onları 4 yıl sonra çıkarabileceğini ve o gün gelene kadar her yıl buraya uğraması gerektiğini söyler. Smith habercinin dediği gibi her sene buraya gelir ve her gelişinde haberci tarafından kendisine “Rab’bin neler yapacağına ve O’nun Krallığı’nın bu son günlere nasıl ve ne şekilde yönetileceğine dair talimat ve bilgiler” verilir. Nihayet Smith 1827 yılında bu levhaları bulundukları yerden alır ve Tanrının inayetiyle onları İngilizce’ye çevirir. Levit’e bu levhaların hala durup durmadığını sorduğumda Lewit bana levhaların tekrar Haberci tarafından Smith’ten alındığını söyledi. Lewit’in mormonluk hakkında söylediği bir diğer şey de kendisi peygamber olmayan birisinin kilisenin başında bulunamayacağıydı. Anlaşılan oydu ki şu anda mormonların kilisesi olan İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi’nin başındaki adam her kimse o bir peygamberdi. Doğrusu merak edip o adamın kim olduğunu google’dan araştırmadım; merak da etmedim. Sonunda bana kiliseyle ilgili bir broşür ve almak için bu kısa misyonerlik faaliyetine katlandığım Mormon Kitabı’nı verdiler. Broşürde ise kilise mensuplarının ne gibi imkanlardan faydalandığıyla ilgili bilgiler vardı: Çocuklar için kresler; ailelerin biraraya geldiği ayinler vb. Broşürdeki fotoğraflardaki herkes güzel ve ‘beyaz tenliydi’; hepsinin yüz ifadeleri huşu doluydu – sanki gerçekten iyi bir kimyasal kullanıyorlarmış gibi. Tekrar görüşüp görüşmeyeceğimizi sorduklarında önce kitabı okumam gerektiğini söyledim.Bunun üzerine Lewit bana kitabın sonlarına doğru mutlaka okumam gerektiğini söylediği bir pasajı gösterdi. Smith kitabın sonlarında bu kitapta yazanların doğruluğuna okuru ikna etmek için Moroni Peygamberin ağzından güzel bir telkin yerleştirmişti: “Ve bu yazılar elinize geçtiği zaman, Ebedi Baba Tanrı’ya Mesih’in adıyla, bu şeyler doğru değil midir, diye sormanızı öğütlerim; eğer samimi bir yürekle, doğru bir amaçla Mesih’e inanarak sorarsanız, Tanrı onların doğruluğunu size Kutsal Ruh’un aracılığıyla gösterecektir.”(Moroni 10:4 Mormon Kitabı(İsa Mesih Hakkında Başka Bir Tanıklık), 2001 İntellectual Reserve İnc., Almanya, 2012, s.539) Bu telkindeki paradoks bu kitaptaki ipe sapa gelmez şeylerin doğru olup olmadığını aklınızla değil inançla sorgulamanızı öğütlemesi. Bir kere kitabın doğruluğunu Tanrıya sormanız için öncelikle zaten Tanrı’ya daha doğrusu Hristiyan Tanrısı’na inanmanız gerekmekte. Hadi diyelim ki kitabın doğruluğunu bu Tanrıya danıştınız ve bir cevap alamadınız. Bu durumda soruyu samimi bir yürekle” ve doğru bir amaçla” sormamışsınız demektir ve kitapta geçenlerin doğru olduğuna dair Tanrıdan Kutsal Ruh aracılığıyla cevap alamamanız böylece yine sizin hatanızdan kaynaklanacaktır. Her neyse nihayetinde Levit’e “tamam” deyip kitabı alıp oradan çıkmayı başardım. İmdi gelelim kısaca kitapta neler olduğuna. Kitabın başında Smith’in Tanrının inayetiyle üzerlerindeki yazıları ingilizceye çevirdiği bahsi geçen altın levhaları kendi gözleriyle gördüklerine dair önce üç şahidin sonnra da sekiz şahidin tanıklıkları vardır. İlginçtir ki sekiz şahitten üçü Smith ailesine dört tanesi de Whitmer ailesine mensuptur. Kitaptaki hikayenin özeti şudur:tahminen MÖ 600 yılında Lehi Yeruşalem’de peygamberlik etmektedir. Ne var ki halk onun canına kıymak isteyince Lehi ailesiyle beraber çöle kaçar. Fakat ailenin tarihi kayıtlarının ve soy ağacının yazılı olduğu pirinç levhalar geride, Yeruşalem’de kalmıştır ve Lehi’nin oğulları Nefi ve kardeşleri bu levhaları almak için Yeruşalem’e geri dönerler. Yeruşalem’de Laban adlı biri onların Yeruşalem’deki mallarına el koymuştur ve levhaları da Nefi ve kardeşlerine vermeyi reddetmektedir. Nefi geceyarısı uyurken bu levhaları almak için Laban’ın evine girer; levhaları alıp gidecekken Tanrı Nefi’ye sarhoş halde yatan Laban’ı öldürmesini emreder. Yani Yehova Mormon Kitabı’nda da her zamanki gibi öldürmekten yanadır: “İşte Rab, doğru amaçlarının gerçekleşmesi için kötüleri öldürür. Bir kişinin ölmesi bütün bir ulusun yavaş yavaş inancını kaybedip inançsızlık içinde ölmesinden daha iyidir. 14 Ve şimdi, ben Nefi bu sözleri duyunca, Rab’bin bana çölde söylediği sözleri hatırladım: ‘Soyun emirlerimi yerine getirdiği ölçüde refaha kavuşacak’ demişti.”(Nefi 4:13,14) Bu yüzden Nefi, Laban’ı öldürür ve kutsal levhaları alıp Yeruşalem’den kaçar. Bu levhlar Lehi ve oğulları için önemlidir; çünkü Lehi bu levhaları okuyup soylarının Yusuf’a dayandığını öğrenecektir:” Ve babam Lehi böylece atalarının soyağacını öğrendi”(Nefi 5:16); ayrıca gelecek kuşakların dillerini unutmaması içinde bu levhalar gereklidir.
Sonrasında Nefi ve kardeşleri İsmail’in kızlarıyla evlenirler ve böylece Araplarla da akrabalık kurulmuş olur ve İsmail’in soyu İbrahimi anlatıya Kuran’dan sonra Mormon Kitabıyla bir kez daha girer. Lehi ve ailesi çölü geçip okyanusa varır. Orada Nefi tıpkı Nuh gibi bir gemi yapar ve bu gemiyle vaadedilen diyara ulaşırlar ki bu diyar Amerika kıtası olmaktadır: “Fakat, dedi Lehi: Çektiğimiz sıkıntılara rağmen, bütün diğer ülkelerden daha seçkin olan bir ülkeyi, vaadedilmiş bir diyarı elde ettik; bu ülke, Rab Tanrı’nınbenimle yaptığı anlaşmaya göre soyuma miras kalacak bir ülkedir. Evet, Rab yaptığı antlaşma ile bu ülkeyi bana, çocuklarıma ve ayrıca O’nun eliyle başka ülkelerden getirilecek herkese sonsuza dek verilmiştir. 6 Bu nedenle, ben Lehi, içimdeki Ruh’un etkisiyle Rab’bin eliyle getirilmedikçe, bu ülkeye hiç kimsenin gelmeyeceğine dair peygamberlik ederim. 7 Bu nedenle bu ülke O’nun buraya getireceği kimselere adanmıştır. Ve eğer öyle olur da onlar Tanrı’nın verdiği emirlere göre O’na hizmet ederlerse, bu ülke onlar için özgürlük ülkesi olacaktır; bu nedenle onlar hiçbir zaman tutsaklığa düşmeyeceklerdir; tutsaklığa düşerlerse, bunun nedeni yaptıkları kötülükler olacaktır; çünkü kötülükler artarsa, bu ülke onlar için lanetlenecek, ancak doğrular için sonsuza dek kutsanacaktır.” (2. Nefi 1:5-7) Böylece Smith Mormon kitabında Amerika’yı ve Amerikan vatandaşlığını kutsar. Lehi öldükten sonra bu Yahudi topluluğunun başına Lehi’nin peygamber olarak oğlu Nefi geçecektir. Fakat yaşça büyük olan bazı kardeşleri Nefi’nin peygamberliğini ve liderliğini kabul etmezler. Sonuçta topluluk Nefililer ve Lamanlılar olarak ikiye bölünecektir. Kitabın bundan sonrası Nefililer ve Lamanlılar arasındaki siyasi ve dini mücadeleyi konu edinecektir. Yani Smith’e göre Colomb keşfetmezden önceki Amerikan yerlileri esasen Yahudi kökenlidir ve Mormon kitabı Amerikan yerlilerinin bilinmeyen tarihini anlatmaktadır bize. Özetle Yeruşalem’deki İsrail tarihine paralel Amerika kıtasında geçen başka bir İsrail tarihi daha var eder Mormon Kitabı. Kitap kızılderililerin ten renginin koyu olduğuna da açıklama getirir kendince. Nefi’nin peygamberliğini kabul etmeyip ondan ayrılan Lamanların derisini inançsızlıklarından ve kötülüklerinden dolayı Tanrı karartmıştır. Bu konuda Nefi şöyle der: “Çünkü işte, O’na karşı yüreklerini katılaştırmışlar, çakmak taşı gibi olmuşlardı; dolayısıyla, halkım (Nefililer) açık tenli, son derece güzel ve sevimli insanlar oldukları için, Rab Tanrı halkımı baştan çıkarmasınlar diye onların derilerini kararttı” (2. Nefi 5:21) Yani Mormon Kitabı’na göre bir ırkın esmer olma sebebi kısaca o ırkın kötü olmasıdır. Bu ırkçı söyleme kitapta başka yerlerde de rastlarız. Hikayeye göre MS 13 yılında inanca dönen Lamanlıların tenleri beyazlaşacak ve onlar yeniden Nefili olacaklardır: “Ve üzerlerindeki lanet kaldırıldı ve tenleri Nefililer’inki gibi beyazlaştı. 16 Ve onların delikanlıları son derece yakışıklı, ve kızları da son derece güzel oldular ve Nefililer’in arasında sayılıp Nefili adını aldılar. Ve on üçüncü yıl böylece sona erdi.” (3. Nefi 2:15,16) Beyaz adam Amerika’yı keşfettiğinde neden hep koyu tenli kızılderililerle karşılaşmasının sebebi de zaman içinde Nefililer’in hepsinin inancını kaybetmesidir. Bütün bunların yanı sıra biz Amerika kıtasına atların İspanyol istilasıyla geldiğini sanırken bizim Yahudi kökenli Amerika yerlilerimiz her ne hikmetse atlara binmektedirler.
Kitabın sonlarına doğru Yeruşalem’de öldükten üç gün sonra dirilen ve havarilerine vaaz veren İsa aynı zamanda Amerika’daki ‘yahudilere’ de görünecek ve vaaz verecektir. Kitabın bu bölümünde Matta’dakine benzer- hatta bire bir aynı ifadelerle karşılaşırız: “‘Kim karısını boşarsa ona boş kağıdı versin’ diye yazılmıştır. 32 Doğrusu, doğrusu, size derim ki karısını zinadan başka bir nedenle boşayan her adam, onu zinaya itmiş olur; ve boşanmış bu kadınla evlenen de zina işlemiş olur.” (3. Nefi 12:31,32), “Ayrıca oruç tuttuğunuz zaman, iki yüzlüler gibi surat asmayın; çünkü onlar insanlara oruçlu görünmek için surat asarlar. Doğrusu size derim ki onlar ödüllerini almışlardır.” (3. Nefi 13:16)(Buna kesinlikle katılıyorum. Bu arada İsa’nın buradaki sözlerinden biri şöyledir: “Fakat sen sadaka verdiğin zaman, sol elin sağ elinin ne yaptığını bilmesin”. Ben bunun bir Türk atasözü yada hadis olduğunu sanıyordum; burada İsa’dan duyunca şaşırdım açıkçası. Bu ya büyük bir benzerlik ya da kültürlerarası bir etkilenme olabilir.) İsa Matta’da olduğu gibi bu kitapta da İsrail’in kayıp koyunlarına ne kadar önem verdiğini belirtir: “Ve ben, onlar benim sesimi duyacaklar, dediğim zaman beni anlamadılar; ve Yahudi olmayan ulusların hiçbir zaman benim sesimi duymayacaklarını, yani Kutsal Ruh’un aracılığı olmadan kendimi onlara göstermeyeceğimi anlamadılar.” (3. Nefi 15:23)
Mormon Kitabı’na göre İsrail bu kitap ortaya çıktığında toplanacaktı; İsrail Yeni Yeruşalem’i kuracak ve Yahudi olmayan uluslar özgür bir halk olarak Amerika kıtasına yerleşeceklerdir. İsrail’in yeniden kuruluşu hakkında bu kitapta İsa şöyle demektedir: “Ve ben halkımı harman yerine toplayan adam gibi toplayacağım. 19 Çünkü Baba’nın antlaşma yaptığı halkımı, evet, ben senin boynuzunu demir yapacağım ve senin toynaklarını tunç yapacağım. Ve sen halklar ezeceksin; ve onların kazancını Rab’be ve onların mallarını bütün yeryüzünün Rabbi’ne adayacağım. Ve işte bunu yapacak olan benim.” (3. Nefi 20:18,19) Evet, bu temenni ya da kehanet bir şekilde 1948’de İsrail’in kurulmasıyla gerçekleşmiştir denebilir. Mormon kitabı İsa’nın Amerika hakkındaki şu sözleriyle Amerika ve İsrail’i en azından dini bakımdan birleştirir: “Çünkü Baba’nın hikmeti ki onların bu ülkeye yerleşmeleri ve Baba’nın gücüyle bu ülkede özgür bir halk olarak yükselmeleri gerekir; öyle ki ey İsrail Evi, bu bilgiler onlardan sizin soyunuzun kalıntısına ulaşabilsin ve Baba’nın halkıyla yapmış olduğu antlaşma yerine gelsin.” (3. Nefi 21:4) İşte bu Yahudi asıllı Amerikan yerlilerine dair bilgilerin ortaya çıkması noktasında Joseph Smith devreye girecektir. İsa bu kitapta onu isim vermeden şöyle anacaktır: “Çünkü o gün Baba benim uğruma onların arasında büyük ve harika bir iş yapacak; ve bir adam çıkıp onlara bildirmesine rağmen inanmayanlar olacak.” (3. Nefi 21:9) Böylece Joseph Smith bu kitabıyla kendi peygamberliğini de önceden bildirmiş olur. Bir bakıma bu kitap ABD ve İsrail’i kucaklıyor gibidir. Bana kalırsa gerçek olma iddiası olmasa ilginç bir kurgusal metindir Mormon kitabı. Lakin o da bütün kutsal kitaplar gibi kendisinin doğruluğuna inanılmasını talep eder. Kendisine inanılmamasını ise inanmayanların kusuru olarak ortaya koyar. Mormon Kitabı’ndaki bu kurgusal tarihi anlatıya ve dolayısıyla İsa Mesih ‘in Son Zaman Azizler Kilisesi’nin dini görüşüne inanmıyorsanız bu sizin ‘ilahi sevgi’ azlığınızdan kaynaklanmaktadır: “Ve ilahi sevgi çok sabreder ve naziktir ve kıskanmaz ve böbürlenmez, kendi çıkarını gözetmez, kolayca öfkelenmez, kötülük düşünmez ve kötülüğe sevinmez, ancak gerçeklere sevinir, her şeye katlanır, her şeye inanır , her şeyi umut eder, her şeye dayanır. 46 Bu nedenle sevgili kardeşlerim, eğer sizde ilahi sevgi yoksa, siz bir hiçsiniz” (Moroni 7: 45,46)
Kitabı henüz bitirmemişken -ki bitirmem epey zamanımı aldı- Lewit beni bir kere telefonla aradı. O an müsait olmadığım için telefonu açamadım. Daha sonra bir daha aramadı; sanırım benim bir mormon olamayacağımı hissetti. Ben ise ona geri dönmedim; çünkü hem onlara kitabı saçma bulduğumu söylemek için ne kendimin ne de onların zamanını almak ; hem de ta Amerikalardan bu saçmalığın misyonerliğini yapmak için Ankara’ya kadar gelmelerine ve canhıraş uğraşmalarına saygı duyduğum için canlarını sıkmak istemedim. Sonuçta kitabı almış, okumuş ve ondan alabileceğimi almıştım. Böylece bu hikaye sona ermişti.

Reklamlar