Etiketler

,

zBK398401KF215_250

“(…)

uçurumdur harfler,
intiharı gizler,
akşamın akrebinde…

(…)

derin bir anafordur harfler,
derinliği gizler,
gözlerin gittiğinde…

annedir harfler,
bir ömrü gizler,
şiirlerin diriliğinde…

sığınaktır harfler,
martıları ellerinde gizler,
bir deniz öldüğünde…

Mayıs, 2012”

na, Ertan Alp, komşu yay., İstanbul, 2014, s. 14

“(…)

II.
dar vakitlerinde insanların
arada kalan güzel çocuk
üzgünüz, arafta unuttuk geniş gülümsemeleri…

(…)”

agy s. 26

“(…)

bir mısra tetikçisinin sayfalarında intihar
mağara güllerinin sancısı ellerimde
oysa ne kadar kıskanç ne kadar dişil
zehirli iğnelerin ucunda karanlık Kabil
oysa ne kadar vahşi ne kadar acımasız
soğuk zindanların ötesinde
bileklerde inleyen demir
–sesler içinde yolum hep siyah bir zehir…

(…)

bir mısra tetikçisinin sayfalarında delir
uzun bir inleme sadece dilimdeki örümcek
oysa ne kadar mavi ne kadar gece
ezilmiş akreplerin gözlerinde
şizofren menekşeleri Habil’in
o uzak şeytana tapar
sırlarımıza konan her emir
–insanlar içinde yolum hep siyah bir zehir…

–ey atanamayan mektuplar postacısı
hangi araf bu topraktaki kurt
hangi suret bu medlerinalevinde hangi cezir…

Ocak, 2014”

agy s. 28,29

“(…)
evcilik oynar gibi çocukların devletçilik oynaması ağır büyüklerin
(…)”

agy s. 33

“(…)
‘kötü şeyler gördük, savaşlar, katliamlar, ölen ve öldürülen
(çocuklar gördük
kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar,
(topluluklar gördük
yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük
yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar,
(her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci
çocuklar gördük.
biz de öldük. ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik
teşekkürler dünya’
(…)”

agy s. 19

“(…)

III.
yaklaşın
nefsiniz daha korkunç gülmüyorsa eğer
yerlerde sürünmüyorsa palyaço suratlarınız
akrebin gölgesinde yanıyor sözcüklerim…

(…)

X.
yaklaşın
bir kent sevgili için
bir savaş özgürlük için sevilir
akrebin gölgesinde kendimi zehirliyorum…

Haziran, 2012”

agy s. 41, 42

“(…)
ellerimiz küçük ve korkak dokunuyor
(…)
denizler insanlığımızı anlatmıyor bize
(…)

(…)
ve kaç kere yüzün kızardı şiire dokununca gözlerin
kaç kere bir yelkenli geçerken ufuktan
içinden, taaa içinden vurgununa mısralar düzdün inceden
(…)
kaç kere sessizce bağırdın derste
(…)
kaç kere misafir eyledin dostu bir şiir meclisinde
(…)
kaç kere veremden öldü gizli günlüklerin
(…)
kaç kere ayrılıp gittin şiirlere kanıp sevgilinden ve şehirden
(…)
kaç kere kemirdi
güvercinleri gördüğünde bu mısraların hüznü kaç
kere içine atıp da bir volkanı susturdun
(…)”

agy s. 44, 45

Reklamlar