Etiketler

, , , , ,

DSCN3858

“(…)

Bir ağıt gibi eşiğinde kapının
yaslı kadın bebeğini emziriyor
nasıra’da nasır tutmuş memeleriyle
kimin aklına uyup da doğurmuş böyle
allah aşkına hangi tanrının?”

sana şehir gelecek, Tozan Alkan, Yasak Meyve Yay., İstanbul, 2011, s. 8

“(…)

Dağlar, mümkün dünyaların en iyisi.”

agy s. 11

“(…)

Hepimiz haylaz bir cumhuriyetin
uçuk ruhlarıyız; hayalsever, anarşist
havalar dolaşıyor kara sularımızda
korkmayın, sönmez yurdumuzun ocakları
üzerine dolanan karanlık şafak

-Ya seveceksiniz bizi ya devrim!”

agy s. 13

“(…)

Yeniden dönecek olursak şiire
insanın gövdesini sevmesi iyi
bir ülkeyi, dağlarıyla birlikte
bir ağzı, söz biriktiren, sır tutan
bir atı, ırmaklar kadar beyaz

Bir küçük çakıl taşı, fırat ile
dicle arasında hakkı yenmiş bir adamın.”

agy s. 16

“(…)

Bir yanda tanrısal bir durum var
sabaha kadar çalan lut
yeni doğan günü müjdeliyor ölülere
bir yanda mahrem bir suçluluk
duygusu harfleri ters giydiriyor
meçhul kelimelere

Diyorum vardır bir bildiği
kimselerin taşımadığı bir tabutun
ya ölü murdardır ya ölüm kokusu
ağır geliyor birilerine
bu toz toprak, bu keşmekeş içinde
ey ruh, bul bulabilirsen ikizini.”

agy s. 17

“(…)
anlasana camlar var diyorum içimde
sokakların baka baka eskittiği
biraz kırık, biraz dökük, biraz paramparça

(…)”

agy s. 21

“(…)

‘uykudan önce bir şey yoktu’
diyorum kendi kendime. bu da
bir yaratılış düşüncesi. insanın iskelesi
kendi içinde. yanaşıp yanaşmamak
insanın kendisine kalmış.

(…)

(…)
bir uçurum oluyor akşamları
düş düş bitmiyor uykuda o uçurum
uçurumun dibi yok
ta dibine kadar hep uçurum.”

agy s. 22

“(…)

Tepede tanrı vardı kahrından ölen
alnına düşen perçemi aklımda kalmış
bileğindeki saat; otuz bir otuz beş

(…)
dedi: ölüm uzun, ha bir fazla, ha bir eksik

Sonra uyanıp kalmışım divanın üzerinde
harfler darmadağınıktı
sözcükler delik deşik”

agy s. 24

“(…)
gerçekliği kanla sınanmış
notlar düşüyorum vesikama

(…)”

agy s. 28

“(…)

Korktun duyacaklar diye
ne çok yalnızlık çektiğini…

(…)”

agy s. 29

“(…)

Zamanı kayıtlarından düşmüşsün yine,
kimlerden alacaklısın kime günahlı.
tutunacak sesin de yok, son nefesin,
harflerin harflerle seviştiği yalnızlık.

Hayat sende krizantem ve kasımpatı,
hayat sende deli divane meczup.”

agy s. 31

Kör

Bana ışığınızı verin, körüm
ölüm diye diye kaybettim yolumu
ne zaman değişti bu rüya
yokluktan gelip yoksulluğa gidiyordum
elimde dut ağacından bir asa

(…)”

agy s. 32

“(…)

(…)
bir yanda lastik toplayan çocuklar, taş atan çocuklar
bir yanda tulum peyniri kokan beslenme çantaları

Başka dünyalar arıyorum evet
geldim, dönüyorum kuşlarla
kanatlarını titrek yağmurlara yaslamış
bulutlar geçiyor üzerimden
(…)

(…)

Kimsiniz siz, sağ yanımda ağrı mı?
kim bulmuş cesedimi tavan arasında?
ne zaman bir gün yüzü görecek olsam
üstümü açmaya kalkıyor biri
adamın biri, ey okur, adamın biri

Efil koymuş doğacak ikizinin adını
sonra gitmiş bir aşkla vurmuş kendini”

agy s. 33,35

Anakonda

Bak ben ölmeden geldim hayata
omzumda yüküyle aşkın
şurandayım işte, ağzım çırılçıplak
oku beni, okunacak her yerimden
hem toprağım, hem mürekkep kokusu

(…)
İnsan canı isteyince canına söz geçirir
-bir ipliği iğnenin deliğinden geçirir gibi-
söz geçir içinden, öznesi gizli olsun.

Kimse bilmez son mu uzun sonsuzluk mu
(…)”

agy s. 36

“(…)

(…)
uçma. uçarsan düşersin
beklemek güzel, yastıklara git

Sesimi tut uzaktan, dokun sesime
sesimi bir kış ayı gibi büyüt
(…)

(…)
-hançerendeki çığlık-
sus beni susabilirsen eğer
(…)”

agy s. 37

Şehir

Kavafis’e

Sana şehir gelecek uzaklardan
esmer bir aşkı yüklenerek gelecek

Kimsesiz bir ağacın dallarından
acısını dut gibi dökerek gelecek

Yıllar sonra buğulu bir sabah vakti
kapına yaralı bir at gibi gelecek

Kağıdın kalemin tozlu sunağından
beyaz kefenini yırtarak gelecek

Aşkta kaybedilmiş bir eli kazanıp
geçmişini unutmaktan gelecek

Dilin terkisinden, harflerin hızından
söze küskün kelimelerden gelecek

Sana şehir gelecek uzaklardan
bir halkın içinden geçerek gelecek.”

agy s. 41

Komşunun şiiri

Ağıttır zaman, kör
bıçaktır göğüste
kül olmuş ateş, pir
sultan içimizde

(…)”

agy s. 42

“(…)

(…)
insan bazen unutur gider kendini
en hatırlaması gereken yerde

(…)”

agy s. 46

“(…)

(…)
yaşarken her şey oldum, ölüm dışında
bir tanrı olsaydım şimdilerde
ölümü de göze alan bir tanrı olurdum.”

agy s. 59

“(…)

Rüzgar bir ölüyü taşıyor ne iyi
geçmişin kırılgan yenilgilerine
boyun eğmemiş bir şair ölüsü yine
omuzları geniş, toprağı bol, ölüsü estetik
kalbi dönmüş yerinden ikindi vakti
(…)”

agy s. 60

“(…)

Bata çıka geçiyoruz aşktan
kanımız kir pas içinde, ağzımız mevlevi
yine de umutluyuz bu uzun rüya
bitmesin istiyoruz

(…)”

agy s. 61

Reklamlar