Etiketler

,

gokyuzuuzerine

“(…)İlkin de acaba çoğu filozofun gibi sonsuz bir cisim var mı, yoksa bu olanaksız bir şey mi, bunu araştırmak gerekiyor.(…)”

Gökyüzü Üzerine, Aristoteles, çev: Saffet Babür, Dost Kitabevi, 1997, s. 31

“(…) Bunlardan sonra şunu da ele almak gerekiyor: evrenin bütünü sınırsız değil, ama acaba birden çok gökyüzü varolacak denli büyük mü?(…) Çünkü yalın cismin devinimi yalındır, yalın devinimlerin sayısı da belirli.(…)”

agy s. 47

“(…)Çünkü daha az ve daha çok zaman içinde, aynı şey tarafından daha az ve daha çok etkilenileceği, bu etkilenimlerin de zamanla orantılı olarak sınırlı olacağı kabul edilmelidir. Demek ki sonsuz olan bir şeyin sonsuz olan bir şey tarafından hiçbir sınırlı zaman içinde devindirilmesi olanaklı değil. Öyleyse sonsuz zaman içinde olur bu! Ama sonsuz zamanın sonu yok, oysa devindirilen nesnenin sonu var. İmdi her duyulur cisim bir etkinlik, edilginlik gücü ya da her ikisini birden taşıyorsa, duyulur sonsuz cismin varolması olanaksız. Oysa uzamda nice cisim varsa hepsi duyulur. Demek ki gökyüzünün dışında hiçbir sonsuz cisim yok; bir dereceye kadar sonsuz olacak bir cisim de yok.(…)

(…) Ama bütün, evren sürekli değilse, Demokritos ile Leukippos’un dediği gibi, boşluk tarafından sınırlara ayrılmışsa, her şeyin deviniminin tek olması zorunlu olur.(…)”

agy s. 53, 55

“(…) Ne ki yalnızca bir gökyüzü olduğunu söylemek yetmiyor, daha çok gökyüzü olmasının olanaksız olduğunu, ayrıca ebedi, yok olmaz hem de oluşmamış olduğunu da öncelikle onun üzerine sorunları açarak söylemeniz gerekiyor.(…)”

agy s. 65, 67

“(…)

Şimdi şunu söylemek kalıyor geriye: gökyüzü doğal ve duyulur cismin bütününden oluşmuştur. (…)Birincileyin, bütünün en dış çemberinin varlığına ya da bütünün en dış çemberindeki doğal cisme gökyüzü diyoruz. (…) İmdi bu yalın cisim olamaz; çünkü dairesel yer değiştiren nesnenin kendi yerini değştirmesinin olası olmadığını göstermiştik (Üçüncü bölümün başında). (…) Çünkü evrenin bütünü kendine özgü maddenin bütününden oluşuyor; onun için madde doğal, duyulabilir cisimdir. (…)

Yine şu da açık: gökyüzünün dışında ne bir yer var ne bir boşluk var ne de zaman var. İçinde bir cisim bulunmayan yere boşluk diyorlar, öyleyse olması olanaksız. (Cisimden bağımsız devinimin, yerin (dolayısıyla boşluğun), zamanın olamayacağı; bütün bunların varlıklarının belli bir cisme bağlı olduğu; dolayısıyla yer ve zamanın mutlak değil göreli olarak varolduğu konuus Fizik’te ayrıntılarıyla temellendiriliyor: bkz. Fizik, 3, 1; 4, 1-5;4, 10-14.) Zaman ise devinimin sayısı, ölçüsü. (…) Öyleyse şu açık: dışarda ne yer var ne boşluk ne de zaman. Demek ki oradaki nesneler (Bkz. I. not.) doğal olarak bir yerde değildir; zaman onları yaşlandırmaz,ötedeki yer değiştirmeye bağlı olanlarınetkilenime uğramadan, tüm ebedilik boyunca en iyi yaşamı, kendine yeterliği sürdürürler. (Bunun için bu aion, ebediyet eskilerce tanrıya ilişkin olarak kullanılmıştır. (…) Aynı anlamda, bütün gökyüzünün sonu, bütün zamanı ve sonsuzluğu kuşatan son olan aion,ebediyettir; adını hep varoluştan (aei einai) alır: ölümsüz, tanrısal olan.) (…) Tanrısal nesneler konusunda kamuya açık konuşmalarımızda da sık sık, temellendirmelerle gösterdiğimiz gibi, tanrısal olanın, bütünüyle ilk ve en yüksekte olan olarak değiştirilemez olması zorunlu. (…)

(…) İmdi onun doğmuş olduğunu ama yine de ebedi olduğunu söylemek olanaksız bir şey. (…) Nitekim görülen şu: doğan, oluşan bütün nesneler yok oluyor. Öte yandan bulunduğu durumunun başlangıcı olmayan, bütün ebediyet boyunca, daha önce olduğundan başka türlü olması olanaksız olan nesnenin değişmesi de olanaksızdır. Demek bir neden olmalı; öyle bir neden ki, daha önce varolsaydı, başka türlü olması olanaksız olan nesnenin başka türlü olması olanaklı olmasını sağlasın! Evren daha önce başka türlü olabilen nesnelerden kurulmuş olsaydı, yani hep böyle olan ve başka türlü olması olanaksız olan nesnelerden kurulu olsaydı, olamazdı da, oluşamazdı da. Ama evren oluşsaydı, bu nesnelerin açıkça başka türlü olmasının olanaklı olması, hep böyle olmaması zorunlu olurdu, dolayısıyla bileşik olanlar çözülecek, daha önce çözülmüş olanlar birleşecek şekilde sayısız biçimde ya böyle yinelerdi ya da hep böyle yineleyip durması olanaklı olurdu. Bu böyleyse evren, bir zamanlar başka türlü olduysa da , başka türlü olması olanaklı ise de, her iki durumda da yok olmaz da olamayabilecektir. (…) Onlar, bir zamanlar,  düzenli olmayanlarda düzen içinde olanların oluşturduğunu ileri sürüyor; aynı anda aynı şeyin hem düzenli hem düzensiz olması ise olanaksız, tersine bir oluşun ve ayrı bir zamanın olması zorunlu. Oysa şekillerde hiçbir şey zaman içinde ayrılmıyor.

(…) Ne ki onu dönüşümlü olarak kurmak ve çözmek de, başka başka şekillere girmesine karşın onu ebedi kılmaktan başka bir şey değil; tıpkı çocuktan damın oluşması, bir adamdan da yine bir çocuğun oluşması, varlığın ve yok oluşun dönüşümlü sürdüğüne inanılması gibi. (…) Genel olarak oluşanın yok olması ve bir olmasına karşın varlığa dönmemesi olanaksız. (…)”

agy s. 65, 67, 69, 71, 73, 75, 77,79

“(…)

İkinci Kitap

İmdi evrenin bütünü oluşmamıştır, kimilerinin ileri sürdüğü gibi yok olma olasılığı da yoktur; tektir ve ebedidir; bütün bengiliğiiçinde başı, sonu yoktur; tüm sonsuz zamanı kendi içinde sarar. (…)”

agy s. 97

Reklamlar