Etiketler

, , , , , , , , , ,

içerik

KORKU VE YAKARIŞ
başım eğik dilim kapalı gözler kançanağı anlamında

BABA

Yaklaşan seherle sözlüsün. Bir zamanlar
Dağ Taş ve toz toprak ve karlı yollar
Ve buzullar arasında çağlayan sularda
Aracıydın ekmeğine sevgili eşlerin ve çocuklarının

(…)”

Şiirler (Bütün Eserleri 1), Cahit Zarifoğlu, Beyan Yay, İstanbul, 1989, s. 331, 333

“(…)
Ve açın güller bir sabah daha açın
(…)”

agy s. 334

“/DÜNYADAN GİTTİ BİR AKÇESİ BULUNMADI
BÖYLE TECRİT ÜZRE GİTTİ/

Ki ne zaman bulandı sularda: çoğalan
Yıkan yüzler azgın yüzler

(…)”

agy s. 335

“(…)
Edepli
Hudutsuz bir noktanın içinde kalp sesleri

(…)

(…)
At ettik emekleri komşu köyün derdine
(…)

Rahmetinden baygınım hastayım bakışlarına
(…)
Genç kalplerde hasret çırası
(…)

(…)

(…)
Ey evin neş’esi ey evin soylu gelini sor haydi

(…)”

agy s. 336-338

“(…)

(…) Mahzene sızmış fısıltılarda
Eski hayatlar yaşıyor hala ve kapalı
Dudak ısırmış gibi iç odalara bakan kapılar
(…)

Müzelerden yoruldun ama
Sen nakışlara dokun deli çehreli çocuk
Az bir yolun kalır nakkaşlara
(…)

(…)”

agy s. 339, 340

“GÜL SUYU

Hızla yol alan dünyanın sıcağıdır başımda
Geriye kalan hayattır yoran

Aklınla yapayalnız başbaşa
Nice alevli geceler geçtin

(…)

Küçücük bir kurt oydu can evimizi
Taş gibi ağırlaştık gözümüze indirdik tenteleri

Dedeler neneler yaşlı denizlerde
Gittiler güneşin şavkına , soyunup sahile yorgun dertleri

(…)

Ey Zarif yine başını örtüden çıkardın
Çok bal döktün yine yaktın gemileri.”

agy s. 341

“(…)

(…)
Sen ıssız tekbaşına ve mağrur
Batıyorken yatağında

(…)

(…)
Aynı sarnıçta düş ve gerçek
(…)

(…)

Elime açılıyor yüzün
(…)

Sensin bana
Sanki kendimden bana
İçimden tüten

Sensin doğduğum sabahları
Işıklarına uzandığım başları
Dünyaya bırakan

(…)

Sen ince şavk toplam zaman saf hayat
Tek diri

Sensin yüzen geceye
Tek diri

Sensin yüzen geceye
Yeryüzü

Sen ayrılmadın hiç
Evimizden

Uyudum yine
Gece
Yine geniş”

agy s. 343, 344

“(…)

Benimle fazla yakınlık kurdun
Çiçeğim
Köklerim ateş saplarım zehir
Yağmur ateş saplarım zehir
Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin
Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş
(…)
Sana verildi emanetim ateşim zehrim
Benimle çok put kır çiçeğim

(…)

Hilesi hayatı olmuş gördüm ki
Anam babam kemirilmiş
Çorbama kireç ekilmiş

Hamlem zarif
Vuruşum hayat
Hilem tay
Kaçıp dönüşüm şiir

Arz gitgide benim
Muharremde temeli atılır güveyliğimin”

agy s. 345, 346

“YÜZLERİN İNCE LİFİNDE KORKU

İlk teksif harbin kazdığı çukurlara
Adım başında ğöğsü parçalanmış gözleri hâlâ canlı bir ceset
(…)
Bütün kan rezervleri boşalmış damarlar
Yalnız kalmış

(…)
Asırlardır söylenen bir isyan susacak nasıl
(…)
Gözünü aç
Toprağa bak
Bir de insana

(…)
Deniz bu sancıyla kabuk bağlayacak çalkalanaraktan

(…)

Nasıl kullanırlar yüzlerinin ince liflerini böcekler
(…)

Dehşet an meselesi
(…)

(…)”

agy s. 347, 348

“ANLAŞILMASI GÜÇ BİR İNSANLIK

Başlarlar uykuda uyanmaya karşı dağlara bakmaya
Şehir canlarına okumuş alınlarına bir kara vurmuş
Daha çocukturlar ve anlarlar havanın yumuşamadığını
Babaların bayramlarda evin arka odalarına kapanıp
İlkin camları açıp
Bir dilim ekmeğe baktığını
Daha da anlarlar
(…)
Sanki gün geçtikçe düşünceleri kocamanlaşmakta
Anne yine birdenbire şiş ve sağa sola yalpalayarak koşmaktadır

(…)

Biliyorum hakkımız yok kalplerine
Öyle uzaktık hiç ağlamamış seslerinden”

agy s. 349, 350

“(…)

Mezarışerif mezarışerif
Sesimizi bağışlarsan atlılarımız olur
(…)

(…)

(…)
Düşman herşeye dokunur ona dokunamaz

(…)

(…)
-Mezarışerif kendine kafir yanaştırmaz
Bize görünmez ama orda
Rus bakar her şeyi asker görür”

agy s. 351, 352

“ZAHMET VAKTİ

Yaşamak bir sokak lambası gibi
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor

(…)
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum

Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum

Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir

Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık

çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
(…)

içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı

sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı

(…)

ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana… avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yakut”

agy s. 353-355

“İSTEYEREK..

Karşı dağdan meleyen canım
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm
Karşı dağdan meleyen canım

(…)
Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
(…)

(…)
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını

Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar
Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını

(…)”

agy s. 356

“(…)
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
(…)
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

(…)

(…)
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA
BEN

(…)

(…)
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
(…)
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

(…)

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

(…)”

agy s. 357-360

Reklamlar