Etiketler

,

14199-pir-sultan-abdal-butun-siirleri-cahit-oztelli-akvaryum-yayinlari-pir-sultan-abdal-butun-siirleri-cahit-oztelli-akvaryum-yayinlari-img1447

“(…) PirSultan, 16. yüzyılın ikinci yarısında Sivas çevresinde baş gösteren Alevi-Bektaşi kökenli ve İran yanlısı mezhep olaylarına karışmış ve bu yüzden Rum (Sivas) beylerbeyi Deli Hızır Paşa tarafından astırılmıştır. Asılma olayı, Hızır Paşa’nın Sivas’ta görevli olduğu 1547-51 ya da 1587-90 arasında gerçekleşmiş olmalıdır.
(…) Anadolu Alevileri üzerinde büyük bir nüfuzu bulunanI. İsmail’in Hatayi mahlasıyla ve Anadolu Türkçesiyle söyldeiği nefeslerden etkilendi. (…) Şah İsmail’İn başlattığı ve oğlu Şah Tahmasp’ın sürdürdüğü ‘Mehdi’ propagandası hem İran halkı, hem de Anadolu Alevileri üzerinde etkili oluyordu. Aleviler tasavvufi bir yaklaşım içinde doğudan gelip kendilerini kurtaracak Mehdi’yi beklemeye koyulmuşlardı. (…) Bazı araştırmacılar, Pir Sultan’ın şiirlerinde sık sık andığı ‘şah’ın Şah Tahmasp değil, 1577’de Şam yöresinde ortaya çıkan ve Yozgat’a kadar gelip yöre halkını ayaklanmaya çağıran, sonra da 50 bin kişiyle Hacı Bektaş Veli Tekkesini ziyaret eden düzmece Şah İsmail olduğunu belirtirler. (…) Pir Sultan Abdal ya da Pir Sultan mahlaslı şiirlerinin tek bir kişiye ait olmadığını varsayan araştırmacı İbrahim Aslanoğlu aynı adı taşıyan altı ayrı şair olduğunu ileri sürmüştür. Bunlar Çorum yöresinden olup bir süre Ankara’da Hasan Dede Tekkesi’nde kalan ve Rumeli’ye de geçen Pir Sultan Haydar; aruzla şiirler söyleyen Pir Sultan Abdal; Divriği yöresinden yetişen ve asıl adı Halil İbrahim olan Pir Sultan Abdal; 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19. yüzyılın başına yaşamış olan Abdal Pir Sultan; 16. yüzyıl sonlarıyla17. yüzyıl başlarında yaşadığı sanılan ve Pir Sultan’ın asılmasıyla ilgili deyişler söyleyen Pir Sultan Abdal; menkıbeleşmiş yaşamıyla tanınan ve Hızır Paşa tarafından asıldığı kabul edilen 16. yüzyıl şairi Banazlı Pir Sultan’dır. (…)
(…)
Kavga ve başkaldırı bir köy şairi olan Pir Sultan’ın dilinde en korkusuz ve dirençli temsilcisini bulur. Pir Sultan bazen kendi yoldaşlarının geri çekilmelerinden yakınırken tek başına yoluna devam edeceğini haykırır. (…) Medrese öğrenimi görmediği için divan edebiyatından hiç etkilenmemiştir.
(…)”

Bütün Şiirleri, Pir Sultan Abdal, Akvaryum Yay., İstanbul, 2007, s. 5-7

“(…)

Daima düşmektir Pir Sultan işi
(…)”

agy s. 43

“(…)

Alçaklık dediğin bir eyi şeydir
Erden, evliyadan kalma bir huydur
Toprağı sorarsan atası nurdur
Gel gönül yerlerden alçak olalım

Toprak eyi dedi, Hak onu öğdü
Erenle, evliya topraktan geldi
Kulunun nasibin topraktan verdi
Gel gönül topraktan alçak olalım

(…)”

agy s. 47

“(…)
Bir halden bilmez cahile
Kul eyledi zaman bizi

(…)
Ne akıl kodu ne fikir
Del-eyledi zaman bizi

(…)”

agy s. 51

“(…)

Yorulan yorulsun ben yorulmazam
Derviş makamından ben ayrılmazam
Dünya kadısından ben sorulmazam
Kalsın benim davam divana kalsın

(…)

Pir Sultan Abdal’ım dünya kovandır
Gitti adil beyler kalan avamdır
(…)”

agy s. 54

“(…)

Bu mülkün hesabın bizden sorarlar
Anın için elin çekmiş veliler
Harami var deyü korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

(…)”

agy s. 54

“(…)
Nesimi yüzüldü, Mansur asıldı
(…)”

agy s. 65

“(…)

Pir Sultan’ım der gözümde
Hiç hata yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmağa geldim”

agy s. 68

“(…)
Bağdat’ta Mandur’un canı cezada
Kemendim boynumda darı gözlerim

(…)”

agy s. 71

“(…)
Mansur ipin boynuna tak
Nesimi oldu Hak’la Hak
Yüzen kendi derisidir”

agy s. 79

“(…)
Serden başka benim sermayem yoktur
Verelim gaziler İmam aşkına

(…)”

agy s. 80

“(…)
Kişinin çektiği yoludur yolu

(…)”

agy s. 82

“(…)
Aşık olan dünyasını terk eder
(…)”

agy s. 83

“(…)

Pir Sultan’ım hale geldik
Hal içinde yola geldik
Mansur gibi dara geldik
(…)”

agy s. 84

“(…)
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile çul neme yetmez

Pir Sultan’ım Haydar Nesimi’yiz
(…)”

agy s. 85

“(…)
Bu dünyada gerçek olan
Ser verip sırdan ötürü”

agy s. 90

“Deli gönül ne kaçarsn ölümden
Ser vermeyince seyr ele girmez
(…)

(…)

Mansur idim geldim düşman eline
Şunun için düştüm halkın diline
Asılmağa geldim zülfün teline
Razıyım ama dar ele girmez

(…)”

agy s. 104

“(…)
Kanlar içinde Seyyit Nesimi

(…)”

agy s. 115

“Enelhak dedik de çekildik dara
(…)”

agy s. 126

“(…)
Sultan Seyyit Gazi geldi

(…)”

agy s. 135

“(…)
Mansur olup şu cihanı atarım
(…)”

agy s. 149

“(…)

İlettiler bizi Mansur darına
(…)

(…)
Mansur’un kimsesi yoktur meydanda
(…)”

agy s. 159

“(…)

Mansur berdar olmuş Hak için dara
(…)”

agy s. 172

“(…)
Ölüm uzak derler, heamn yakındır
Dostlar, bizi safa ile gönderin”

agy s. 175

“(…)
Can dedikleri bir kuştur
Kuş kafesten uçar bir gün

(…)”

agy s. 177

“(…)

Gör ki Mansur kabul eyledi darı
(…)”

agy s. 181

“(…)

Bu yol korkuludur, sanma güzafı
Ararım bulunmaz bir kalbi safı
Niceler kılarlar dava-yi lafı
Vefa meydanında çoklar bulunmaz

(…)”

agy s. 183

“(…)

Pir Sultan’ım Nesimi’dir pirimiz
(…)”

agy s. 188

“Güzel aşık cevrimizi
Çekemezsin demedim mi
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi

(…)
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedim mi

(…)

(…)
Muhabbet baldan tatlıdır
Doyamazsın demedim mi

(…)”

agy s. 204

“(…)

Eyyub ile ten erittim
(…)

Yunus’la ummana daldım
Kırk gün balık içre kaldım
Davut’la demirci oldum
Örse çekiç ura geldim

(…)
İbrahim’le od’atıldım,
(…)

(…)

Deniz çaldım asa ile
Göğe ağdım İsa ile
Tur Dağı’nda Musa ile
Münacatta dura geldim

(…)”

agy s. 209, 210

“(…)

Nuh-ı Nebi ile kaldık gemide
(…)
Kimi kilisede kimi camide
Her sabah har sabah yakarır kullar

(…)”

agy s. 212

“(…)
Çarh kurulmuş dolap daim dönmede
Mansur olan gelir dara çevrilir

(…)”

agy s. 219

“Hakikat bir gizli sırdır
Açabilirsen gel beri
Küfr içinde iman vardır
Seçebilirsen gel beri

(…)”

agy s. 221

“Hak’tan inayet olursa
Şah Urum’a gele bir gün
Gazada bu Zülfikar’ı
Kâfirlere çala bir gün

Hep devşire gele iller
Şah’a köle ola kullar
Urum’da ağlayan sefiller
Şad ola da güle bir gün

Çeke sancağı götüre
Şah İstanbul’a otura
Firenk’ten yesir getire
Horasan’a sala bir gün

Devşire beyi paşayı,
Zapteyleye dört köşeyi
Husrev ede temaşayı
Ali divan kura bir gün

Gülü Şah’ın doğdu deyi
Bol ırahmet yağdı deyi
Kutlu günler doğdu deyi
Şu alem şad ola bir gün

Mehdi Dede’m gelse gerek
Ali divan kursa gerek
Haksızları kırsa gerek
İntikamın ala bir gün

Pir Sultan’ın işi ahtır
İntizarım güzel Şah’tır
Mülk iyesi padişahtır
Mülke sahip ola bir gün”

agy s. 226

“(…)
Ne itibar Yezit kavli yalana
Ya ser verip ya ser alınmalıdır

(…)
Sahib-i zamanın emri yürüye
Mehdi kim olduğu bilinmelidir

Pir Sultan’ım eydür, Ey Dede Dehmen
Kendini çevir de andan gel heman
İstanbul şehrinde ol sahib-zaman
Tac-u devletile salınmalıdır”

agy s. 232

“(…)
Ben bir yol oğluyum, yol sefiliyim
(…)

(…)
Sizde Şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah’a giderim

(…)”

agy s. 270

“(…)

Kadılar, müftüler fetva ya zarsa
İşte kement, işte boynum asarsa
İşte hançer, işte kellem keserse
Dönen dönsün, ben dönmezem pirimden

(…)”

agy s. 279

“(…)
Varlık istemeyiz, yokluğu bulduk
(…)”

agy s. 283

“(…)
Bir dostum yoktur ki halimi sora
Gariplik gurbetlik illerde kaldım

(…)”

agy s. 286

“(…)
Ölmeden öl şu dünyada
Öldüm sanma, ölemedin

(…)”

agy s. 287

“Ne denli darılsan almam üstüme
Dillerin de şirin geliyor, dostum
Benden gayrısına gönül verirsen
Kar yağsın, yolların bağlansın, dostum

Meyil verme irizasız şaşkına
Özün yetirip kamile, mürşide
Ali ile Muhammed’in aşkına
Sen dola kolların boynuma, dostum

Ağyar olan cümle aybın bildirir
Sağ yar olan Hak mizanın kandırır
Bağına nadan girmiş gülün soldurur
Salıver tellerin sallansın, dostum

Umarım, onmasın yardan ayıran
Bağma nadan girmiş sevdiğim uyan
Kula dulda ise Allah’a ayan
Senden ayrılalı ağlarım dostum

Abdal Pir Sultan’ım, gülün solmasın
Sen nasıl yarsın ki cana kıymazsın
Umarım ahrette malın olmasın
Sensiz dünya malın neylerim, dostum”

agy s. 304

“Oturmuş Arapça Kur’an okursun
Gel bunun manasını verindi sofu
Ehl-i dil olmazsın irfan içinde
Gel bunun manasını verindi sofu

bu bir ağır yüktür, yükünü götür
Arifsen bu sırrın manasın yetür
Anası kız, oğlu koynunda yatur
Gel bunun manasın verindi sofu

Muhammed Ali’dir varından yüce
Müminler yuğruldu döküldü saca
Anası kız oğlu oğlun pir koca
Gel bunun manasın verindi sofu

Erenlerin kıldan ince yolu var
Dört kapının iki çatal dili var
Bir kuş gördüm ayağında nalı var
Gel bunun manasın verindi sofu

Pir Sultan Abdal’ım hey şems-ü kamer
Yezid’in boynuna tiğ ile teber
Bir kısrak gördüm ki tayını emer
Gel bunun manasın verindi sofu”

agy s. 313

“(…)
Günahım çok deyü korku çekerken
Günahım defterde okunup durur

(…)”

agy s. 319

“(…)

Rengine boyandım, meyinden içtim
Nice canlar ile didar görüştüm
Muhabbet eyleyip candan seviştim
Muhabbeti küfür sayan gelmesin

(…)”

agy s. 329

“(…)

Pir Sultan Abdal’ım göğe kim uçtu
İdris Peygamber ile hulleler biçti
Suyu suya köprü kuruğ kim geçti
Musa’dan haberi almağa geldi”

agy s. 330

“Seyran edip şu alemde gezerken
Ah bana bir kanlı zalimden oldu
Yine dilim ile düştüm belaya
Sabır edemeyip dilimden oldu

(…)”

agy s. 339

“(…)
Musa Hakk’ın didarına giderken
Hızır müşkülünü anarken gördüm

(…)”

agy s. 340

“(…)
Kalbimiz nur ile doldu
Gözlerimiz cemal gördü
Cennete muhtaç değiliz

(…)”

agy s. 354

“(…)

Kişi halden anlayınca
Hakikati dinleyince
Üstüne yol uğrayınca
Ayrılmayıp duran gelsin

(…)”

agy s. 358

“(…)

Nesimi yüzüldü, Mansur asıldı
(…)”

agy s. 359

“Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası serimde tüter
Bu ayrılık bana ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

Bu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bana zulüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni

Ben gidersem Sunam bana ağlama
Ciğerimi aşk oduna dağlama
Benden başkasına meyil bağlama
Geçti dost kervanı eyleme beni

Gider isem bu il sana yurt olsun
Münafıklar aramızda kurt olsun
Ben ölürsem yüreğine dert olsun
Geçti dost kervanı eyleme beni

Pir Sultan Abdal’ım dağlar aşalım,
Aşalım da dost iline düşelim
Çok nimetin yedim helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme beni”

agy s. 361

“Şu karşıki karlı dağı gördün mü
Rüzgârını bulmuş eriyip gider
Akan sularıdan ibret aldın mı
Yüzünü yerlere sürüyüp gider

(…)
Evvel zaman yemiş veren ağaçlar
Anlar da kalmamış kuruyup gider

(…)”

agy s. 362

“(…)

Pir Sultan’ım bu ne demek
Hiç cahile çekme emek
(…)”

agy s. 368

“Türap ol da gez bir zaman
İncinme gönül incinme
İleri gerli söze
İncinme gönül, incinme

Türaplık cümlenin başı
Daim çiğnenmektir işi
Üstüne atarlar leşi
İncinme gönül, incinme

(…)”

agy s. 376

kalan ve

Reklamlar