Etiketler

, , , , , , , , ,

thumbnail_9789753043366

“(…)
Hayal iklimlerine bir gemi yelken açtı.

(…)

(…)
Açılan yolcuların hepsi hissetmişti ki
Bugün de erişilmez o diyara, yarın da…

(…)”

Bir Gemi Yelken Açtı, Ali Mümtaz Arolat, Dünya Yay., İstanbul, 2012, s. 11

Gül

Bırak, şu billurda solsun şu güller;
Zamanı anlatır her düşen yaprak!
Ruhunu matemle sıkmazsa eğer
Şu billurda solsun şu güller, bırak…

(…)”

agy s. 17

“(…)

Yok bana ölüm de, yok kurtuluş da;
Ne fena mezarda gibi yaşamak!
(…)”

agy s. 19

Tahassür

Bir keman sesinin hıçkırdığı dem
Kalbim elemlerle çırpınmak ister;
Bir lahza aşkımı yaşasam, ölsem
Kalbimde duymazdım böyle bir keder.

Kalbim elemlerle çırpınmak ister;
Gönlüm tutulmazdı ufak bir derde,
Kalbimde duymazdım böyle bir keder
O yaseminlerle süslenen yerde.

Gönlüm tutulmazdı ufak bir derde
Bir keman sesinin hıçkırdığı dem
O yaseminlerle süslenen yerde
Bir lahza aşkımı yaşasam, ölsem…”

agy s. 21

“(…)
Dedim ki: – Gidenler dönmeyecekler,
İçimde bu akşam garip bir his var.

(…)”

agy s. 22

Ademe Çıkan Yol

Heybetli ve çıplak kavaklar vardı,
Hepsi de sessizce dümdüz dizilmiş…
Görünmez bir ufka gidiyorlardı
İzler, o izler ki derin çizilmiş…

Hepsi de sessizce dümdüz dizilmiş
Bu ademe çıkan yolun üstünde
İzler, o izler ki derin çizilmiş
Gölgeler solarken alçalan günde…

Bu ademe çıkan yolun üstünde
Heybetli ve çıplak kavaklar vardı,
Gölgeler solarken alçalan günde
Görünmez bir ufka gidiyorlardı…”

agy s. 24

“(…)
Beni genç yaşımda alsın mezarlık,
Ben beli bükülmüş gezmek istemem.

(…)
Diyorlar: -Sonumuz hep ihtiyarlık!
Öyle ise şimdiden açılsın toprak,
Beni genç yaşımda alsın mezarlık.”

agy s. 28

Cem

Büklür bir nefret hissiyle ağzı
Fersiz düşünürken tahrirli gözler;
Günlerce sussa da dökülür bazı
Ateşli bağrından ateşli sözler.

Esaret hayatı geçer pek sade,
Yıllarca kalbine elemler dolar.
Nihayet gurbette esir şehzade
Katil bir papanın zehriyle solar.”

agy s. 38

“(…)

(…)
Gözleri ufuktan daha uzakta,
Manasız bir türkü mırıldanmakta:
-Ölmek zor, yaşamak, o da pek iğrenç!

(…)”

agy s. 58

“(…)

Birinin kalbi bora:
İklimlerden geçiyor
Ölümü sora sora.

Birinin kalbi kuyu:
İçinden yaşamakta
Terk etmeden uykuyu.

(…)

Benim kalbim uçurum:
Derinliğine baksam
Ürperip titriyorum.”

agy s. 60, 61

Sekiz Mısra

Süreyya Kemal’e

Bana diyorlar ki hep tanıdıklar:

-Kardeş, koşuyorsun ölüme karşı!
-Bu yolda gelemem gönlüme karşı,
Bedbahtlıklarımla gönlüm bahtiyar!

Bana diyorlar ki tanıdıklarım:
-Sonu uçurumdur gittiğin yolun!
-Geçin yolunuzda siz mesut olun,
Bedbahtlıklarımla ben bahtiyarım!”

agy s. 62

Kargalar

Yaslı ağaçların yaslı kuşları,
Kargalar, bakınız nasıl geliyor:
Göklere vahşi bir ses yükseliyor
Doldurup bir anda ufku, rüzgarı.

Sesleri, renkleri kadar karanlık;
Bir ölüm havası siner göklere.
Çekilen güneşten değil, her yere
Onların şeklinden basar karanlık.

Rabbim cehennemde yanan serseri,
Mel’un ruhlar mıdır kara kargalar
Ki böyle sönerken her akşam rüzgar
Gelip ürkütürler sevilikleri?

Ve ben de uyurken en son uykumu
Karacaahmet’te veya Eyüp’te
Yine bu simsiyah kuşlar gelip de
Ürkütecekler mi yorgun ruhumu?”

agy s. 64

Şiir

Havai genç, sakın şiire dokunma;
İç zevk kasesinden bir yudum şarap.
Kendine ebedin zehrini sunma,
Kalbin viran olur, hayatın harap.

(…)”

agy s. 69

Şiir ve Tabiat

Birinde söylenen her güzel mısra
Münbit bir iklimde temiz bir menba
Gibi bir asırdan bir asıra akar.

(…)

Lakin, ne yazık ki, bütün şiirler
Lisana girerken, heyhat, kaybeder
Edebiyetinden, güzelliğinden.

Yolcu, emin ol ki, en güzel şiir,
Elbet, bu söylenen sözler değildir,
Tabiatı seyret şiir istersen!”

agy s. 70

“(…)

Gecenin boşluğunda,
Kalbimin loşluğunda
Sükutun musikisi…

(…)

Sükutun musikisi
Benliğime doluyor,
Izdırabım soluyor…

(…)”

agy s. 85, 86

“(…)

(…)
İnsan yaşamaktan bıkar, usanır,
Hülyaya dalmaktan yine usanmaz.

Bugün de, gözlerim durgun sularda,
Kenarda uzanmış ben yatıyorum.
(…)

Yarabbi, çok şükür, geçti bugün de,
Yarın belki daha şen doğar! derim.
Aylardan beridir böyle sürgünde
Ufka doğmayacak bir gün beklerim.

(…)”

agy s. 88, 89

“(…)

Her gün esir bir sultan gibi asil ve mağrur
Yürür, yürür, vakarı eksilmez üzerinden,
Felaketi daima sesszi taşıyıp durur
Bazen pek beliriszce inlerse de derinden.

(…)”

agy s. 93

“(…)

Düşün: Ne boştur hayat…
Sessizce kenarda dur.
Ruhunu yele savur,
Ve kalbini göle at!”

agy s. 95

“(…)

Bu dert öyle bir dert ki çıkardı beni dinden;
Bu dert vurulmuş gibi insanı inletiyor;

Bu dert öyle bir dert ki insana dinletiyor
Suyun hıçkırığını, rüzgarın feryadını.

Bilmiyorum ki nasıl söyleyeyim adını:
Bu dert öyle bir dert ki ismi yok eseri var.

(…)”

agy s. 104

“(…)

(…)
Sahilde iki şey var:
İnziva ve beyazlık…

(…)

Sanki eşyanın rengi
Birbirine eş olmuş
Ve seslerin ahengi
Sükuta kardeş olmuş.

Hülyalar, akın akın,
Durgun fikrimden akın,
Beni rahat bırakın:
Kalbim ölüme yakın!..”

agy s.113, 114

“(…)

Yılların dertleri de, ölümün korkusu da
Yavaş yavaş beynime dolup koyulaşıyor.
Şimdi vücudum değil, yalnız beynim yaşıyor;
Ölsem de bu durgunluk biter mi mezarımda?

Yaşamaktan da bıktım, usandım; her adımda
Sendeliyor, her gözde bir azap okuyorum.

Yaşamaktan usandım, ölmekten-korkuyorum;
Benliğim bana zincir, hayatım bana zindan.
yazık bir gün ölürsem bu can sıkıntısından…

(…)”

agy s. 147

Reklamlar