Etiketler

,

38132682_tn30_0

“(…) Doğum ve ölüm tarihlerini kesin olarak bilmiyorsak da, yaşadığı çağın XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısı olduğu şüphesizdir.

(…) Bunu (Asıl adının İbrahim olduğunu, blog.) gerek köylüleri, gerekse kendisi:

Aşık İbrahim de bir mana söyler
Ben gidersem ismim kala dillerde (No. 9)

Sözleri ile açıkça belirtmektedir.

(…)”

Kul Himmet Üstadım, İbrahim Aslanoğlu, Emek Matbaa, Sivas, 1976, s. 5

“(…)

Yine 1763 te doğup, 1821 de ölen Arguvanlı şair Aşıki ile de arkadaşlığı olduğu bir gerçektir: Aşıki, şeyhi Derviş Muhammet’le birlikte Divriği’nin Anzahar köyüne yerleşmiş, orada uzun müddet kalmıştı. Bu dostluğa aşağıdaki şiir tanıklık etmektedir. Kul Himmet Üstadım, Aşıki’ye şu soruyu sormuş:

Ey Aşıki sağaltmadın yaremi
Yareme bir tatlı merhem çalasın
Yaram teşanüştür sevmez haramı
Arayıp da hekimini bulasın (No. 41)

(…) (Kul Himmet Üstadım, blog.) Diyor ki:

Ey Aşıki sağaltmadın yaremi
Yaramın merhemi yar değil midir?
Yaram teşanüştür sevmez haramı
Hekimin bilmeyen kör değil midir? (No 46)

(…) Mensup olduğu aile Hafik ilçesinin Yalıncak köyündeki meşhur Yalıncak tekkesine bağlıdır.

Derdimin dermanı Sultan Yalıncak (No. 21)
———————————–
Gözünü sevdiğim Yalıncak oğlu

(…)

Köyü ve çevresine ait daha bir çok mevki adlarına şiirlerinde sık sık rastlanmaktadır:

Sabahtan uğradım Sultan oyuk’a (No. 15)
————————————–
Sultan Oyuk kendi beş şehit ile. (No. 34)
————————————–
Doksan bin er gelmiş semah tutarlar
Ağdağ’ın başında düzün üstüne (No. 16)
————————————–
Ağ dağ erenleri cümleden ulu (No. 48)
—————————————–
Seher vakti Kara Pirbat sen eriş (No. 48)

(…)

Her ne kadar, Yalıncak tekkesine bağlı olduğunu söylüyorsak da onun bu hali, bölgenin bütün Alevileri gibi Bektaşi olmasına engel değildir. Nitekim Hacı Bektaş Tekkesine birkaç defa gidip gelmiştir.

Sebebi anlaşılmayan bir suçtan dolayı da düşkün edilmiş. Yedi yıl diyar diyar gezip tozmuş, kimseden yüz bulamamış. Bir gün:

Pire varmayınca yoktur çaresi (No. 29)

Diyerek, son umudunu Hacı Bektaş Tekkesine bağlamış. Doğru tekkeye varıp:

Yüzüm basa geldim Derviş Feyzullah (No. 4)

Yakarışı ile derdini anlatmış ve affedilmiş.

BİR KUL HİMMET ÜSTADIM DAHA:

1949 yılında 60 yaşlarında kadar olan rahmetli Veli Erol, Kul Himmet Üstadım’ın bir hayli şiirlerini derleyip mecmua haline getiren babasından naklen şunları anlatmıştı: ‘Aşık, senden sonra yerini tutacak kimse yetişmedi.’ demişler. ‘Merak etmeyin, ben ölünce bir kız doğacak, benim adımla nefesler söyleyecek’ karşılığını vermiş. Veli Erol: ‘hakikaten, diyor; İmralı’nın Söğütlü köyünde Hacik Kız (Hatice) adında bir şair yetişip, Kul Himmet Üstadım adıyla nefesler söylemiş’ Daha yaşlı olan köylüler Hacik Kız’ı tanıdıklarını, hatta 1887 yılında Çengelli dağına yaylaya geldiğini anlatıyorlar. (…)

NEDEN KUL HİMMET ÜSTADIM?

Şu hususu açıklamayı bilhassa faydalı bulurum: Bu bölgenin şairleri usta yüzü görmeden kendi kendilerini yetiştirirler. Bunlar rüyalarında ya Hızır’dan dolu içmek suretiyle onu usta tanırlar veya ünlü şairlerden birini manevi usta seçerler. Örneğin: Er Mustafa ve Fakir Edna bu suretle Hatayi’yi usta tanımışlardır. Şiirlerinin son dörtlüğünde adlarından sonra mutlaka onların adlarını anarlar. İşte Aşık İbrahim de, Kul Himmet’i böylece usta seçmiştir. Lakin onlar gibi ustasının adını ayrı bir mısrada anmayıp, kendi adı ile birleştirmiştir. Kul Himmet Üstadım’la Kul Himmet’i birbirinden ayıran en belirli fark ‘Üstadım’ kelimesidir. Zmanla ve bilhassa uzak çevrelerde bu durum göz önüne alınmamış hafıza ve yayınlarda bütün şiirler Kul Himmet’e mal edilmiştir. Böylece Kul Himmet Üstadım’ın ayrı bir kişi olduğu unutulup gitmiştir.

HIZIR’DAN DOLU İÇMESİ:

Diğer şairlerde olduğu gibi, bunun hakkında da halk tarafından bir çok hikaye uydurulmuş. Hepsini ayrı ayrı anlatmakta fayda görmediğim için yalnız Hızır’dan dolu içmesini aktarmakla yetineceğim:

Aşık İbrahim bir gün, birkaç arkadaşıyla birlikte şehre gitmek üzere yola çıkar. Yarı yolda eşeğinin ayağı bir çukura girip kırılır. el birliği ile tedavi etmeğe çalışırlarsa da muvaffak olamazlar. Arkadaşları tekrar yola koyulurlar. Fakar İbrahim eşeğinin başından ayrılmaz. Az sonra yolun öbür ucundan hırpani kılıklı bir ihtiyar çıkagelir. Aşığa niçin beklediğini sorar. O da başından geçenleri anlatır. İhtiyar kollarını sıvayıp, eşeği derhal tedavi eder. Arkasından da kaşla göz arasında ortadan kaybolur. İbrahim arkadaşlarının peşinden yetişip, olayı hikaye edince ‘Ulan abdal, derler; o adam Hızır’mış. Neden yakasına tutmadın?’ İbrahim ne bilsin? Hayatında bir kaç kere Hızır’a rastlamadı ki. döğünür durur ama, ne fayda.

Aradan yıllar geçer. Yine bir gün bostanda otururken pejmürde kılıklı, her yanı kan, irin içinde bir adam çıkagelir. Yüreğinin yanık olduğunu, bir karpuz kesip yese ferahlıyacağını söyler. İbrahim hemen oturduğu yerden kalkar, altındaki minderi kan, irin içindeki ihtiyara uzatır. Adam: ‘Oğlum, bu halimden iğrenmeden minderini nasıl veriyorsun, kirlenmez mi?’ derse de, İbrahim: ‘Ne olacak sanki, varsın kirlensin; yur, temizler yine arıtırım’ karşılığını verir ve ilave eder: ‘Ey Tanrı misafiri, her emrin baş üstüne ama, karpuzların olmasına daha çok zaman var. Nasıl keseyim?’ O aldırmaz. ‘Yok.. yok, der; onlar olmuştur. Sen kesmeğe bak.’ İbrahim çaresiz, bir tane koparıp keser. bir de ne görsün? İçi kan gibi kırmızı değilmi? Bu işte bir fevkaladelik olduğunu anlamakta gecikmez. Misafirin karşısına dikilip: ‘Sen, der; eşeğimin ayağını iyi eden adam değil misin?’ Gülümseyen ihtiyar cevap verir: ‘İyi tanıdın, evet ben o adamım.’ Bir anda kan ve irinden eser kalmaz. Onun yerine tertemiiz, nurani yüzlü bir ihtiyar tecessüm eder. Oturup saatlerce konuşurlar. İbrahim işte burada, Hızır’ın elinden geleneksel doluyu içer.

(…)”

agy s. 6-10

“(…)

Ziya Gürel’in Kul Himmet adına yayınladığı, fakat Kul Himmet Üstadım Mahlaslı

Abdal olsam hırka giyesem eğnime
Gezen abdallara eş deli gönül
Ta ezelden aşıkların bağına
Değer rakibinden taş deli gönül

Dörtlüğü ile başlayan nefes, bendeki mecmualarda Pir Sultan Abdal adına kayıtlı. Onun için kitabıma almadım. (Ziya Gürel, Kul Himmet, ÜLKÜ, Seri: 3, No. 31)

Radyolarımızda sık sık dinlediğimiz ve antolojilerde Kul Himmet adına kayıtlı olan:

Seyyah olmuş şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kenid efkarımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bozuk şu dünyanın temeli bozuk
Tükendi daneler kalmadı azık
Yazıktır şu geçen ömrüme yazık
Bir dost bulamadım gün akşam olu

KUL HİMMET ÜSTADIM ummana dalam
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum şal giyindim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Deyişi Kul Himmet Üstadım’ın değil, Pir Sultan Abdal’ındır. Çünkü:

Abdal oldum şal giyindim bir zaman

Mısrasındaki övünme, bu yolda iddiasız olan şairimizin tevazuu ile bağdaşmaz (…) Pir Sultan Abdal adına olanı önce tarafımdan, sonra da Vehbi cem Aşkun ve Maarif Kitabevi tarafından defalarca yayınlanmıştır. (İbrahim Aslanoğlu, Sivas İli Şairlerinden Notlar, Ülke Gazetesi, Sivas 1950
Vehbi Cem Aşkun, Sivas Halk Şairleri, Doğuş Gazetesi, 1958
Maarif Kitabevi, Pir Sultan Abdal, İstanbul, 1959, Sh. 151)

Her üçünde de epeyce nüsha farkları vardır. (…)

(…)

Bazı nüshalarda beşinci dörtlükteki nakarat mısraı daha anlamlıdır.

Bir dost buldum ama tez akşam oldu

(…)”

agy s. 13-15

“(…)

Seyreyledim yanağının alını
Ememedim leblerinin balını
(…)

(…)

(…)
Her güzelin bir ismini söylesem
Yalvarıp yakarıp gönlüm eğlesem
Göğsünün bendini çözer mi ola

(…)”

agy s. 19

“(…)
Günahkarım günahımı bağışla
Pirim hünkar Hacı Bektaşı Veli
Günahkarım günahımı bağışla

(…)
Günahkarım sana mürvete geldim
Günahkarım günahımı bağışla

İmam Hasan ile çok yedim içtim
İmam Hüseyin’e derdimi deştim
İmam Zeynel Bakır Cafer’e düştüm
Günahkarım günahımı bağışla

Kazım Musa Rıza dahi nerdedir
Taki Naki Şah Askeri ordadır
Mehdi mağarada Mansur dardadır
Günahkarım günahımı bağışla

(…)”

agy s. 20, 21

“(…)
Hünkar Hacı Bektaş Veli
Amana geldim amana

Ali’dir izzetli şahım
İmamlardır secdegahım
yerden gökten çok günahım
Amana geldim amana

(…)
Kalmadı sabrım kararım
Hata ettim günahkarım
Amana geldim amana

Hasan şehitlerin başı
Şah Hüseyin karındaşı
Sel sel oldu çeşmim yaşı
Amana geldim amana

Zeynel Bakır Cafer Kazım
Rıza’ya bağlıdır özüm
Cümlenize var niyazım
Amana geldim amana

Taki Naki Şah Askeri
Gelmişim divandan beri
Mürvet Ali’nin Kanber’i
Amana geldim amana

KUL HİMMET ÜSTADIM aman
Yetiş Mehdi sahip zaman
Yardım eyle on’ki imam
Amana geldim amana”

agy s. 21, 22

“Ali meydanına gelen kuzular
Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Yaram çoktur yüreğimde sızılar
Hasan ile Hüseyin’in aşkına

Hacı Bektaş Veli düş geldi yine
(…)
Hasan ile Hüseyin aşkına

(…)
Hasan Hüseyin’dir gevherin kanı
Ilgıt ılgıt akar kurbanın kanı
Hasan ile Hüseyin’in aşkına

Zeynel Nakır Cafer bile geldiler
Gözyaşını sile sile geldiler
İbrahim’in sürüsünden aldılar
Hasan ile Hüseyin aşkına

Kazım Musa Rıza ile geldiler
Taki Naki Askeri’yi buldular
Doksan bin er lokmasından yediler
Hasan ile Hüseyin aşkına

İsa gökten indi Mehdi biledir
Yaylımı sulağı arşı aladır
Arafat dağında koçu meledir
Hasan ile Hüseyin aşkına

KUL HİMMET ÜSTADIM gele her zaman
On’ki imamları bula her zaman
Kurbanınız kabul ola her zaman
Hasan ile Hüseyin’in aşkına”

agy s. 22, 23

“Hak’tan bir sevdadır geldi serime
Mustafa Murtaza Hayder aşkına
Yalvarırırm Hacı Bektaş pirime
Mustafa Murtaza Hayder aşkına

(…)
Ali Ali diye ağlar gezerim
Mustafa Murtaza Hayder aşkına

(…)
Hasan’la Hüseyin kabul et bizi
Zeynel Bakır ile sürelim izi
Mustafa Murtaza Hayder aşkına

İmam Cafer Kazım Musa-yı Rıza
Bizi dergahından eyleme cüda
Taki ile Naki imdat et bize
Mustafa Murtaza Hayder aşkına

Hasan Askeri’nin bütündür ahdi
Mağaradan gelen Muhammet Mehdi
Nice aşıkları aşkına yaktı
Mustafa Murtaza Hayder aşkına

Hakikat evinde iman eylerim
Eriş Şahı Merdan dilek dilerim
Bu sinemi aşk oduyla delerim
Mustafa Murtaza Hayder aşkına

KUL HİMMET ÜSTADIM kaynadı coştu
Hızır Nebi Hızır İlyas ulaştı
Üç güzel sevdası serime düştü
Mustafa Murtaza Hayder aşkına”

agy s. 23, 24

“(…)
Darı çeç üstünde namazın kılan
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

(…)
Eksik işin tamamını yetiren
Kara taşı hamur diye yoğuran
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

Saat tutup kara taşı kaldıran
Mucizatın cümle yana bildiren
Çift öküzü bir kazana dolduran
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

KUl HİMMET ÜSTADIM bir pir nefesi
Cihana kar eder ya onun sesi
Doksan bin erlerin ser çeşme başı
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a”

agy s. 25, 26

“(…)

Ötesi yoğumuş burcı fenanın
Yalan değil bu sözüme inanın
Kesildi kısmetim tükendi nanım
Ben gidersem ismim kala dillerde

(…)”

agy s. 26

“(…)
Gel gidelim pirim selamı ile
(…)

(…)
Bektaşı Veli’dir damanım destim
Nice bezirganlar önünü kestim
Bellerde oturdum harami ile

Hasan Hüseyin’in derdine düştüm
Gemiler yasadım deryalar geçtim
İstanbul’da Kırkçeşme’den su içtim
Sohbet ettim Aşık Virani ile

İmamı Zeynel sağ elinde saz ile
Bakır’a Cafer’e var niyaz ile
Cebrail cennetten geldi kız ile
Muhabbet ettiler yaranı ile

Kazım Musa Rıza’dadır nazarım
Taki Naki sevdasına gezerim
Askeri’den dersim okur yazarım
Dört kitap okudum Kur’an’ı ile

Mehdi Resul’ün eteğin tuttum
ON’ki imamları gözledim gittim
Yusuf kuyusunda bir zaman yattım
Muhabbet eyledim Kenan’ı ile

KUL HİMMET ÜSTADIM sinem yaralı
Nice günler gördüm ağlı karalı
Kul Himmet de Küpeli’yi göreli (Sivas merkezine bağlı köye kendi adını veren yatır. Yakın bir ihtimalle Hacı Bektaş halifelerinden biri.)
Hak nazar eylemiş cananı ile”

agy s. 27, 28

“(…)
Çok hikmetler vardır arşı alada
Önünce Kamber’i var Ali ile

(…)
Sevdası serimde bir Ali ile

Dergaha çekilir yol vara vara
Gelin sığınalım Gani Settar’a
Bağdat’ta Mansur’u çektiler dara
Mansur da iniler dar Ali ile

Dolap dost dedi de indi ırmağa
Kamil arif gerek buna ermeğe
Hasan Hüseyin’e bir su vermeğe
Dolap da iniler zar Ali ile

İmam Zeynel zindanında oturmuş
Bakır’ı Cafer’i ele getirmiş
Üçyüz yılda bir top nergiz bitirmiş
Selman’ın çiğninde pir Ali ile

Kasım Musa Rıza ağlatma bizi
Taki Naki Asker gözetir sizi
Eczanede gördüm şemsi nur yüzü
Ahd ile peymanı var Ali ile

KUL HİMMET ÜSTADIM sen binler yaşa
Müşteriler baha vermez kumaşa
Mehdi Dede’m gelse olur temaşa
İsrafil’i çalar sur Ali ile”

agy s. 28, 29

“Bir ihsan eylersen vaktinde eyle
Geçti yiğit ömrüm gel kerem eyle
(…)
Şeker dudakların bal kerem eyle

Bektaşı Veli’de kaldı nazarım
(…)
Abdal olmuş kapılarda gezerim
Abdallar eğninde şal kerem eyle

Hasan Hüseyin’in sevgisi canda
Kaynayıp coşuyor gevheri kanda
Hızır Nebi ile beraber sinde
Çağırdığım yered gel kerem eyle

İmam Zeynel ikrarını güderim
Bakır Cafer katarını yederim
İlinize garip gelmiş giderim
Kazım Musa Rıza yol kerem eyle

Taki Naki Şah Askeri nurundan
Bülbül cenk ediyor Ali sırrından
(…)

Mehdi Resul’den benim lökerim
Hayli demdir intizarın çekerim
Ah eder de göz yaşını dökerim
Çeşmim yaşlarını sil gel kerem eyle

KUL HİMMET ÜSTADIM sizi bilirim
Eğlenir de katarından kalırım
İmam Ali eşiğinde ölürüm
Cenaze namazım kıl gel kerem eyle”

agy s. 29, 30

“Dün gece seyrimde bir dolu içtim
Sultan Hacı Bektaş sen imdat eyle
Çok niyaz eyledim yalvara düştüm
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle

Muratlar verici bir gani hansın
Eşin Yok dünyada gevheri kansın
Seni sevmeyenler odlara yansın
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle

(…)
Seni sevenlerin didarı cennet
Masum paklardan erişe himmet
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle

(…)
Kerametle bu alemi dolduran
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle

Umarım ki hare uğratma yolum
Ağzımın içinde lal etme dilim
Has bahçe içinde soldurma gülüm
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle

Pirim günahkarım isyanım çoktur
Hazretine layık hediyem yoktur
Mürşitler mürşidi buyruğun haktır
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle

KUL HİMMET ÜSTADIM arz eder seni
Zahiri batında şefaat kanı
Kapına gelmişim mürüvvet günü
Hünkar Hacı Bektaş sen imdat eyle”

agy s. 30, 31

“Hacı Bektaş tekkesine gireli
Dervişleri gül göründü gözüme
Zahir batın himmetine ereli
Dervişleri gül göründü gözüme

Hacı Bektaş vatan tutmuş Urum’dan
Bu nasıl sevdadır gitmez serimden
Hayır gülbank aldım güzel pirimden
Dervişleri gül göründü gözüme

(…)

Aşıkların badesini dolduran
Düşmüşlerin elin alıp kaldıran
Darı çeç üstünde namaz kıldıran
Dervişleri gül göründü gözüme

(…)
Yüzüm basa geldim Derviş Feyzullah (O zamanki Hacı Bektaş çelebisi)
Dervişleri gül göründü gözüme”

agy s. 31, 32

“Sabahtan uğradım Sultan Oyuk’a (Örenik köyünde bir yatır adı)
Irast geldim şehitlerin beşine
Onda Sultan Hızır düş geldi bana
Yüzüm sürdüm ayağına peşine

Birinin bakışı aklımı aldı
Birisi onulmaz sevdaya saldı
Birinin hayali gönlümde kaldı
Selam saldım yaranına eşine

Ağlayı ağlayı düştüm izine
Sürmeler çekmiş ela gözüne
Kaldır nikabını bakam yüzüne
Mim duası yazılıdır kaşına

Hani benim ela gözlü lökerim
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim
Dili şerbet dudakları şekerim
Şeker değmiş dudağına dişine

KUL HİMMET ÜSTADIM sırrım saklı mı
Gönül seyyah olmuş gezer iklimi
Üç güzel sevmişim alır aklımı
Çeşit çeşit vala bağlar başına”

agy s. 32, 33

“(…)

Bir kapı açıldı içeri vardım
Bir ayak üstüne kırk saat durdum
Zeynel Abidin’i sohbette gördüm
İsmini yazdırmış sazın üstüne

Öz evimden ikiliği atarlar
gevher alırlar da gevher satarlar
Doksan bin er gelmiş semah tutarlar
Ağdağ’ın başında düzün üstüne

……………………….
………………………. (Noktalı satıralr mecmuada yoktu.)
Sultan Hacı Bektaş mucizat vermiş
Dahi söz mü olur sözün üstüne

KUL HİMMET ÜSTADIM kelam eyledi
Hak ne buyurduysa anı söyledi
birikti kafirler baskın eyledi
Ali gibi bir şah – bazın üstüne”

agy s. 34

“Ali ismi dört kitapta okunur
La ilahe illallahı yazılı
Vird edenler ezazilden sakınır
La ilahe illallah yazılı

Bektaşi Veli’nin ismi dildedir
(…)

Hasan bahçesinin gülü açıldı
Şah Hüseyin tazelendi seçildi
Huri kızlarına hulle biçildi
La ilahe illallah yazılı

Zeynel yarelendi akıyor kanı
(…)
Elindedir İmam Cafer erkanı
La ilahe illallah yazılı

Musa Kazım Irıza’nın destinde
Taki Naki Askeri’nin postunda
(…)
La ilahe illallah yazılı

(…)”

agy s. 38, 39

“(…)

Elbet Mansur olan dönmez darından
Talip olan vaz mı gelir pirinden
(…)

Tevhit kalktı kuduretten uyandı
Her birisi bir irenge boyandı
İhlas talip olan pire dayandı
Kemendi üstadı A’ olmadı mı (Ali)

KUL HİMMET ÜSTADIM gör bana n’oldu
Aşkı ile benzin sarardı soldu
(…)”

agy s. 40

“Şu cihanın binasını kuralı
Ali’m padişahtır Selman lalası
(…)

(…)

Yusufi Kenan’ı özge yer eden
Yakup’u ağlatıp intizar eden
Bağdat’ta Mansur’un yerin dar eden
Ali’m padişahtır Selman lalası

İmam Hasan ile bi-mekan olan
Şah Hüseyin ile nur dükkan olan
Aşıklar içinde cismi can olan
Ali’m padişahtır Selman lalası

İmam Zeynel zindanıdır durağım
Bakır’ı sevmeyen candan ırağım
İmam Cafer yaksın şemsi çırağım
Ali’m padişahtır Selman lalası

Kazım Musa Rıza emri Huda’nın
taki Naki Asker Mehdi Dede’nin
vere muradını sefil gedanın
(…)

KUl HİMMET ÜSTADIM işim gam idi
On’ki imam bu yareye em idi
O cihanın bu cihanın ümidi
Ali’m padişahtır Selman lalası”

agy s. 41, 42

“(…)
Pirim Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye
La feta illa Ali’dir duası

İdiris cennetten hulle biçince
Hızır Nebi Mil denizin geçince
La feta illa Ali’dir duası

(…)

Selman bir üzüm getirdi ezdiler
Kırklar oturdular bade süzdüler
Cennetin eşiğini yazdılar
La feta illa Ali’dir duası

Hasan Hüseyin’e el eylediler
Zeynel Bakır Cafer gel eylediler
Kazım Musa rıza kul eylediler
La feta illa Ali’dir duası

Taki Naki Şah Askeri erenler
Mehdi ile mağaraya girenler
On’ki imamların yüzün görenler
La feta illa Ali’dir duası

KUL HİMMET ÜSTADIM karar kılıncak
Arayıp da musahibin buluncak
Derdimin dermanı Sultan Yalıncak (Hafik’teki köye kendi adını veren ünlü Alevi büyüğü.)
La feta illa Ali’dir duası”

agy s. 42, 43

“(…)

Kim idi dünyada bulmadı yarı
Cümleden uludur Mansurun darı
(…)

Erenler kalmaya kulun suçuna
Yolum düşe geldi kırklar içine
Bizi götürdüler Çin ü Maçin’e
Garip halimizi soran kim idi

İdiris cennette hulle biçende
Okutup dersimi verdi hocam da
Selman parsacılık etti Acem’de
Hu deyip önüne gelen kim idi

(…)

KUL HİMMET ÜSTADIM yolu kodular
Yol uludan uluyadır dediler
Bize böyle dedi kırklar yediler
Kırkların içinde ulu kim idi”

agy s. 43, 44

“Pir bugün bize geldi
Gülleri taze geldi
Kanber’in önü sıra
Ali Murtaza geldi

(…)

Padişahım yaradan
Okur aktan karadan
Ben pirden ayrılalı
Yüzyıl geçti aradan

Arayı uzattılar
Yaraya tuz attılar
Fazlaya bir kul geldi
Bedestanda sattılar

(…)

Arslanda bergüzanm
Sevdasına gezerim
Hep hasretler kavuştu
Ben daha intizarım

İntizarın çekerim
Lebleri bal şekerim
Aşkın ile daima
Gözyaşını dökerim

Dökerim gözyaşını
Gör Mevlâ’nın işini
Keşiş kurban eyledi
Yedi oğlun başını

Keşiş kurban eyledi
Kâfirler kan eyledi
Gökten indi melekler
Yerde figan eyledi

Figan eder melekler
Kabul olsun dilekler
Kâfir bir dert eyledi
O dert beni helakler

Kâfir bir dert eyledi
Melekler vird eyledi
Pirim bir şehir yaptı
Kapısın dört eyledi

Dört eyledi kapısın
Lâ’l ü gevher yapısın
Yezit şehit eyledi
İmamların hepisin

Hasan’a ağu verdiler
Hüseyn’e nice kıydılar
Zeynel ile Bâkır’ı
Bir zindana koydular

Zindandaki ezadır
Cafer yollar gözetir
Cafer’in binbir ismi
Kâzım Musa Rıza’dır

Taki Naki ağladı
Gözü yaşı çağladı
Şah Askeri Mehdi’yi
On ikiye bağladı

On ikidir katarım
Türlü metah satarım
Yüküm lâ’l ü gevherdir
Müşteriye satarım

Satarım müşteriye
Kervan kalkıp yürüye
(…)

(…)

Dokuna tatlı cana
Ağlarım yana yana
İmamların davası
Kaldı ulu divana

Ulu divan kuruldu
Türlü mahluk derildi
Yezit baskın eyledi
Muhtar orda vuruldu

(…)

Pîr dediler Ali’ye
Hacı Bektaş Veli’ye
Hacı Bektaş tacını
Vurdu Kızıl Deli’ye

Kızıl deli tacımız
Şeyh Ahmet miracımız
Gözcü Karaca Ahmet
Yalıncak duacımız

KUL HİMMET ÜSTADIM iz
Onda yoktur yadımız
Şahı Merdan aşkına
Hak vere muradımız”

agy s. 44-48

“Bugün bize Ali geldi
Elinde hem dolu geldi
Sözümüzün üzerine
Hacı Bektaş Veli gedi

Bugün bize hoca geldi
Yarın değil gece geldi
(…)

Bugün bize düş geldi
Safa geldi hoş geldi
(…)

Bugün bize azı geldi
Alnımıza yazı geldi
İsmail Peygamberler
Arştan kuzu geldi

BUgün ben bir şara vardım
Kadim ikrara vardım
Ali’m gazaya gitti
Mansur’um dara vardım

Mansur’um darda kaldı
Dilim ikrarda kaldı
Ali’m gazaya gitti
Ya Musa Tur’da kaldı

Tur daği bir kıbledir
Canı cana bağlatır
Selman bir oğlan sever
O cümleden aladır

Oğlan der ki lam geldi
Alnıma kalem geldi
Ali’m gazaya gitti
(…)

Selamı kimler getirdi
Gönlüme gamlar getirdi
Bu sinemde yaram çok
Yarama emler getirdi

Bu sinem yaralandı
Ağ gülüm karalandı
Hasan Hüseyn gelmedi
Ciğerim paralandı

Zeynel ile Bakır n’oldu
Açılan güllerim soldu
İmam Cafer gelmedi
Gözüm yollarda kaldı

Kazım Musa’yı Rıza
Çektiler cevr ile ceza
Taki Naki Askeri
Oldular şimdi Hüda

On iki nesil geldi
İmam Mehdi Resul geldi
KUL HİMMET ÜSTADIM da
Kapıya bir sail geldi”

agy s. 48-50

“Bir bezirgan geldi Hint’ten Yemen’den
Alırsan gevherin tazesi geldi
Ervahı ezelden hayli zamandan
Alırsan gevherin tazesi geldi

Bektaşi Veli’dir kulun imanı
(…)
Müşterisi varsa açam dükkânı
Alırsan gevherin tazesi geldi

(…)
Hasan Hüseyin’den almış payını
Onlar içmiş abı zemzem suyunu
Alırsan gevherin tazesi geldi

Zeynel’i zindanda okuyup yazar
Bakırı Cafer’i katara düzer
Bir bezirgan gelmiş yükünü çözer
Alırsan gevherin tazesi geldi

Kâzım Musa Rıza der ki varalım
Taki Naki Askeri’yi görelim
Siz söylen de biz bahasın verelim
Alırsan gevherin tazesi geldi

Mehdi Dede’m der ki helâl kâr mıdır
On’ki imamlara doğru yol mudur
Her kulun da sermayesi var mıdır
Alırsan gevherin tazesi geldi

KUL HİMMET ÜSTADIM demem naşiye
Bir güneş doğa da âlem ısıya
Haber eylen gelsin pazar basıya
Alırsan gevherin tazesi geldi”

agy s. 50, 51

“Seyyah olup şu alemi gezerim
Deşt edip cihanı gezen geldin mi
Şu garip başımdan aldın aklımı
Aklımı başımdan alan geldin mi

Her ne ister isen açık bazarım
Dost aşkına ben derimi yüzerim
Hayalinde gönül eğler gezerim
Dermansız yaramı saran geldin mi

Aşkın küresinde yüreğim pişti
Korkarım araya engel karıştı
Şahı Merdan Ali yerişti
Gizli sırlarıma eren geldi mi

Naz etme sevdiğim nazın vakti mi
Gönül seyyah eder gezer iklimi
Bir güzel sevmişim alır aklımı
Hemi alıp hemi veren geldin mi

KUL HİMMET ÜSTADIM aklımı aldı
Serimi onulmaz sevdaya saldı
Dahi birkaç sözüm bekaya kaldı
Dünyada ahrette yardan geldin mi”

agy s. 52

“Şu yetmiş ikiden ayır özünü
Şu yetmiş ikiye katar hal seni
Batıla çekerler Hakk’ın sözünü
Hak’kı vird etmeğe koymaz el seni

Seyyah olur ilden ile düşersin
Marifette külli hale düşersin
Hakikat suyunda göle düşersin
Çalkalanır mısmıl eder göl seni

(…)
Ölüm var dünyada duymadın meğer
Eser bir rüzigar dalganı döğer
Nuh tufanı derler atar yel seni

(…)
Kuduretten bezetmişler dükkanı
Bülbül de gül için kocar dikeni
(…)

KUL HİMMET ÜSTADIM ede bilirsen
Şahin katarın yede bilirsen
Ali’nin yolunda gidebilirsen
O dergaha ulaştırır yol seni”

agy s. 52

“Günde varsam gelsem şahı kereme
Pire varmayınca yoktur çaresi
Lokman Hekim em çalmadı yareme
Pire varmayınca yoktur çaresi

Toprak olup türap olsam yol olsam
Eritsem de hal evinde hal olsam
Hacı Bektaş eşiğinde kul olsam
Pire varmayınca yoktur çaresi

İsmail’e inen koçu getirsem
Cebrail’in her hizmetin yetirsem
Selman gibi genç oğlanı götürsem
Pire varmayınca yoktur çaresi

(…)

(…)
Mansur gibi boynum urgan eylesem
Ağlasam ağlasam figan etsem
Pire varmayınca yoktur çaresi

(…)

KUL HİMMET ÜSTADIM vallahi billah
Hüseyniler çığrışırlar hüvallah
Pir meydanındayız Allah eyvallah
Pire varmayınca yoktur çaresi”

agy s. 53-55

“(…)

İmam Zeynel bekler zindan içini
Bağışlaya günahını suçunu
Bakır Cafer yükletince göçünü
Aran katarından ayırma bizi

Kâzım Musa Rıza Hakk’ın kuludur
Taki Naki Askeri intizarıdır
Selman’ın çiğninde bir oğlan vardır
Anın katarından ayırma bizi

KUL HİMMET ÜSTADIM Mehdi nic’oldu
On’ki imamların tacı yüc’oldu
Pîrin eşiğine giden hac’oldu
Aran katarından ayırma bizi ”

agy s. 56

“(…)

Zeynel Bakır Cafer yârlar yârenler
Zahir bâün hikmetine erenler
Ağdağ’ın başına döşenmiş erler
Abı revan gölün suyu ne güzel

Kâzım Musa Inza’nın dilinde
Hakk’in bir nişanı vardır kolunda
Kenan ile gezdim Mısır ilinde
Yusuf un yattığı kuyu ne güzel

Taki Naki Askeri’ye akarun
Mehdi gelir diye yola bakarım
On’ki imamların yasın çekerim
Matem günü aşur ayı ne güzel

Musa Rıza dür çıkarır dükkânda
Kaynıyor coşuyor gevheri kânda
KUL HİMMET ÜSTADIM sevgisi canda
Âhiri ‘Lâm elif’ iyi ne güzel”

agy s. 57

“(…)

Hasan Hüseyin de yandı su deyu
Zeynel’i Bakır’ı bulduk hu deyu
Caferi Sadık’ın darı bu deyu
Urganım boynumda dara gelmişim

Kazım Musa’yı Rıza’dan demim var
Takı Nakı Askeri’den umum var
Mehd-i Resul’den gayrı kimim var
İmamları sora sora gelmişim

(…)”

agy s. 59

“(…)
İmam Hasan ile çok metan sattım
Şah Hüseyin ile dükkâna düştüm

Zeynel’i sevdim de aşnaya yettim
Bâkır’ı sevdim de musahip tuttum
Cafer’i sevdim de göz gönül kattım
Naci deryasında ummana düştüm

Kâzım Musa Inza’ya eriştim
Tamam asker ile hayli sürüştüm
Kerbelâ çölünde cenge karıştım
Sinem yaralandı alkana düştüm

Taki Naki Şah Askeri nurumuz
Mehdi mağarada gizli sırrımız
Cebrail önümüzce rehberimiz
Kırkların ceminde erkâna düştüm

On’ki imam dergâhında umum var
Dünü günü sohbetim var demim var
Günahım yok ama neden gamım var
Ali gibi Şahı Merdan’a düştüm

(…)”

agy s. 61, 62

“Mansur ile dara durduğum zaman
0l zaman konuştum üstadımınan
Pîrin divanına geldiğim zaman
Çok gezdim danıştım üstadımınan

Cebrail de cevlan kurup dönünce
Çevrinip kaldırdı nura konunca
Şah-ı Merdan bize dolu sunuca
Cür’asından içtim üstadımınan

Haramilik ettim belde oturdum
İki elim kızıl kana batırdım
Bezirgan vurdum da metan getirdim
Cevahir bölüştüm üstadımınan

Yusuf ile kuyulara atıldım
Yunus ile deryalara katıldım
Esir diye bir pazarda satıldım
Mısır’da buluştum üstadımınan

(…)
Mansur’un durduğu darı da gördüm
Çözüp ağzım açtım üstadımınan

Halil Peygamberi nâra attılar
Mancınığın gökyüzüne tuttular
01 kâfir şehrinde neler ettiler
Çimene karıştım üstadımınan

(…)
Çok güldüm oynadım Çin ü Maçin’de
Bile kondum göçtüm üstadımınan

Hak Muhammed Ali sevgili dostum
Yağmur ile yağdım yel ile estim
Ferhat ile bile kayalar kestim
Dağlarda buluştum üstadımınan

Bölük bölük nur bulaşmış yüzüne
Ağlayı ağlayı düştüm izine
Hızır ile girdim mil denizine
Bedkânını içtim üstadımınan

Şah-ı Merdan bize dolu sunalı
Cafer ile bile içip kanalı
Bir divan söyledim on bir haneli
On ikiye yettim üstadımınan

KUL HİMMET ÜSTADIM tuttuk damanı
Orda bir eyledik ahdi amam
Çok gezdim dolandım Hind’i Yemen’i
Sevdalara düştüm üstadımınan”

agy s. 63, 64

“Müminler bu yola türap olursa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
Darda bunda zulümatta kalırsa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Akılbâlik yaşı tende ise de
(…)
İk’elleri kızıl kanda ise de
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Talip on yaşında musahip tuta
Yiğirmide özün gerçeğe kata
Otuzunda vara mürşide yete
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Kırk yaşında pişkin dese sözünü
Ellisinde türap etse özünü
Altmışında Hakk’a dikse gözünü
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

thlâs talip pîr yolunda olursa
Yetmişinde belâsına durursa
(…)
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

(…)”

agy s. 65

“Cihan derya iken derya su iken
Tâ ezelden arzumanım Kul Himmet
Şu dünyada hiçbir nesne yok iken
Anın için arzumanım Kul Himmet

Âşık olsam türlü ma’na söylesem
Bahri gibi ummanlan boylasam
İmam Hüseyin’i dava eylesem

Anın için arzumanım Kul Himmet

Âşıklara uy dediler zamana
Mahluk muhtaç olmuş dine imana
Şimdi gayret kaldı sahip-zamana
Anın için arzumanım Kul Himmet

İkisi sevdiğin medh eder öğer
Hakk’ın ırahmeti insana yağar
Zöhre yıldızı da alnından doğar
Anın için arzumanım Kul Himmet

Ervahı ezelden Hakk’m nurudur
Muhammed Ali’nin gizli simdir
Üstadımdır sevdi ğimdir yarımdır
Anın için arzumanım Kul Himmet

Nurdandır on iki âşıkın aslı
Allah bir Muhammed Ali’dir nesli
Bir içim sudandır hocamın aslı
Anın için arzumanım Kul Himmet

Hatayî Pir Sultan Teslim Abdal’ı
Gönülden çıkmıyor asla hayali
Zatını sorarsan Muhammed Ali
Anın için arzumanım Kul Himmet

Elestii deminden gönlümün cûşu
Alan kardaşlara cevahir taşı
Doksan bin okunan âyetin başı
Anın için arzumanım Kul Himmet

KUL HİMMET ÜSTADIM cemalin cennet
Şol iki cihanda server Muhammed
Binbir ismi vardır bir ismi Himmet
Anın için arzumanım Kul Himmet”

agy s. 76, 77

“‘Elif’ Allah adın okur yazarım
Hocam bir ders verdi ‘be’ deyü deyü
‘Te’ ile ‘Se’ de kaldı nazarım
‘Cim’ cemalin gördüm ‘he’ deyü deyü

‘Hı’ Hızır İlyas’tır ezel ezelden
Haberini aldım ‘Dal’ ile ‘Zal’den
‘Rı’ bize yol vermiş Kalûbelâdan
Giderim yoluna ‘Ze’ deyü deyü

‘Sin’ de sualini vermeye geldim
‘Şın’ deyince anda eğlendim kaldım
‘Sad’ okudum ‘Dad’ dan haberin aldım
‘Ti’ ‘Zı’ ‘Ayın’ ‘Gayın’ ‘Pe’ deyü deyü

‘Ka’ deyince Kafdağı’nı gezerdim
‘Ke’ deyince türlü ma’na yazardım
‘Lam’ da ‘Mim’ de ‘Nun’ da kaldı nazarım
Nic’oldu ‘Vav’ ile ‘Hı’ deyü deyü

KUL HİMMET ÜSTADIM böyle söylerim
Haddinden ziyade umman boylarım
Yirmi sekiz harfi tamam eylerim
Âhiri ‘Lâmelif’ ‘Ye’ deyü deyü”

agy s. 80, 81

Reklamlar