Etiketler

, , , , ,

AŞKTAN

 İmgelerde yaşanacak aşk bırakmadım
Tüm güzellikler donup kalıverdi karşımda
Hüzün kaçıyor penceremden koşarak
Ölüm kayboldu geceye karışıp
Bir kolunda gözyaşı diğerinde acıyla

 Kaan İnce

aaafh7

Kaan’ın Ka n izlerini bu kadar sürdükten sonra hiç tereddütsüz diyebiliriz ki bu kitaptaki şiirlerinin çoğunun ardında büyük bir aşk acısı vardır. Büyük ihtimalle bu şiirler Kaan’ın fakültenin birinci yılında yaşadığı sevda dönemine[1] ait son derece kişisel şiirlerdir. Yani Ka n’daki şiirler Kaan’ın kişisel günlükleri gibidir ve bana sorarsanız Kaan yaşasaydı bu şiirlerin yayımlanmasını kesinlikle istemezdi. Ama ne denebilir Kafka ölmüş ve Max Brod yazdıklarını yayımlamıştır bir defa. Şiir okurları için iyi de olmuştur; bu sayede Uğur’un da dediği gibi niteliği tartışılamayacak olan bu şiirler gün yüzüne çıkmıştır.

Gündelik dünyada ne kadar gizliyse şiir dünyasında o kadar çıplak bir varoluştur Kaan’ınki. “Korkunun elleri yüzümü kapatsa da” der Korku şiirinde “Biliyorum korkumun yarısı ecel yarısı umut”. Yine ‘ecel’ yine ‘umut’ çıkar karşımıza. Ecel ölümdür, umutsa mutlak aşkın umududur olsa olsa ki “Bu sevda benim bu ölüm de” der bir sonraki dizede. Ölüm bir yana aşk umudu da korkuludur en az ölüm kadar. Nihayet mutlak aşka varılamayacağını bunun hep acı verecek bir umut olduğunun kendi de farkındadır şair. Umutlarını tüketerek öldürmektedir zamanını. Bu onun tercihidir ve kimseye danışmayacaktır bu kararını: “Karışmayın sakın ha hiçbiriniz/ / Bu ince sızılı yaşam benim”[2]

Ah ki güle aşkı çaresiz ölüme sürüklemektedir bülbülü: “Üstümde yazdan kalma masmavi gökyüzüne/ Değişirdim yüreğimin elinde kalan son gülünü/ Gözlerim kapalı giderken ölüme”[3]

Kimdir Kaan’ın dikeniyle kendini öldüresiye daladığı gül? Bu konuda ser verir de sır vermez şair, kim bilir belki güle bile:

 KİM’E

 Hangi cam / kırık/ varoş sergisi / uzattığımız gözkapaklarımıza /
kaç kez çürüdü derimiz / çingene arzusu / coşkun yerim-iz /göç
var mı sevdanda / ışık rahatsızlığı / uykunda / ben / evet / ben /
uzuyor burnum / dokuz köyden kovuluyorum / doğum / ölüm /
doğum / buz / ateş / şiire fotoğraf karalıyorum /

 kaçma[4]

 Divan edebiyatındakilerden farklı olarak bu bülbül’ün gözü karadır, güle de ölüme de sevdalıdır; ister ki ikisini de kucaklayabilsin. “oysa umut adına gözlerimi verdim –geceyi en önde aşan, sahici ölüme ne dersin?”[5] diye sorar güle. Beri yandan  kıyamaz da güle: “Gelişin bekleyişimin görünmez gecesinde, ölüm sapmaz yollarına”[6] Bu yüzden bülbülün hem gül hem de ölümle kucaklaşması sahici olmayacaktır ancak şairin sınır tanımaz dizelerinde gerçekleşebilecektir: “deyin ki ‘sevişip öldüler’ ve ‘yalın hallerine döndüler’”[7]

 Evet, Ka n’daki şiirlerde ölüm çoğunlukla umutsuz bir mutlak aşkla ilgilidir ama açık olan bir başka şey de Kaan’ın yolunun aşk olsun olmasın bir şekilde ölüme çıkacağıdır. Çünkü gündelik dünyaya ve süslenmiş hayata karşı gözünü kırpmadan bakan, uyumsuz, yalnız, yabancı ve çırılçıplak bir varoluştur Kaan. Ka n’daki erken şiirleri ölüme giden yolda etüd çalışmalarıdır ki bu dönem şiirlerinden bazıları mutlak ve saf bir ölüme varmıştır bile. İlginç bir biçimde Gizdüşüm dosyasında yer almayan Gizdüşüm şiiri şairin saf ölüm izleğine sapmasının habercisi olan şiirlerinden biridir mesela:

 GİZDÜŞÜM

 Boşlukta uçuşan kemiklerin kanattığı karanlık: Sürekli,
geceye bölünen saatlerin asıldığı yer. Kıyı boyunca
çalınan sabah: Esrik tin. Sehpada unuttum başımı, us yitik. (…)
(…)
(…) Ve ölüm ardıma leke düşer,
gözlerinden çekilen sıcaklık korkulu yüzümde
soğur soğur, iki kaş arasında yenilir kendine uzun yol.
(…)
Bir ışık açılacak göğe, acılaşan gecede; suya ateş
düşüp kirpiklerime gömülecek, yüzüme sıkışmış erguvan
ölüleri. (…)
(…)
Ölüm açmazda bekleyen kuş seslerine sağanak: Bakire
umutlar. (…)[8]

 Gizdüşüm kitabının habercisi olan bu şiirlerde çirkin dünyaya karşı uyumsuzluğunu dışavurur Kaan: “sıtmalı artık burda çocukların gözyaşları, kanlı gök ve ölüm rengi yüzüm, gökyüzüm.”[9], “İşte silkiniyor kaçamak bakışlarda ölüm, sabah sisinde kömür cesetleri.”[10] Kaan ölümün derinine nüfuz etmekte ve onun her yüzünü sermektedir önümüze:

 salkım saçak daldığım sularda karar verdim: ölüm hiç ve hinoğluhin.
halat gibi boğazımı kesiyor kızgın duman dalgaları, o en tanrısız gücün,
ölümün. yanağımda barınıyor yoksulluk, meşaleler yanıyor tutsak
gölgemde, püsküllerinde şafağın başım asılı, tırmaklarımın içinde kireç
var, duvarlardan kazıdığım anı, ölüm bir başka yersarsıntısı.[11]

 İçindeki ölümden korkan yanıyla kavgaya tutuşmuş ve horgörüyle yenmiştir artık o adamı. Ona “kimsin yüzüme bayram sıyıran adam” diye seslenir “loş mevsimlerin buruşuk ardından, ölüm korkusuyla.”[12]

Gizdüşüm’e hazırlanan bu dizelerde ölüm karşısındaki tavrını açıkça beyan eder Kaan. Korkunun yerini gözüpek bir başkaldırı almıştır: “Soluğumda cemre, barut üstünde yatıyorum, al kefenimle.” [13]

sönmüş acılar” “kutsan”mış; “ölüm doğrulan”mış ve “ömrün” “direnç noktası” “kendi ekseni ekseninde dönüp duran insanlar kadar” “kay”[14]mıştır artık. Ölümü hakkında kendini gerçekleştirecek kehanetini söyler Kaan: “yalnızca, deniz sırtına boyanan serseri yağmurlar geriye kalacak ömrümden.”[15]

Ka n’da Kaan’ın varoluşundan açık bir iz taşımayan tek şiiri ise Ağıtlı Köy Evi’dir. Bir tek bu şiirin dizelerinde Kaan gizlenmiş ve bu evle başbaşa bırakmıştır bizi:

 AĞITLI KÖY EVİ

 Alev soluklu insanlar görülüyor
Kapısız bir köy evinin
Geceye dönük penceresinden
Ağıtlar ölüyü soğuturken[16]

 Akan Ka n Gizdüşüm’e varmıştır artık, Kaan’ın ustalık yapıtına.

“üşüyorum. /gideceğim.”[17]

Barış K.

  1. 06. 2015

[1] Sonra sevdalandı fakültenin birinci sınıfında. Sevda şiirleri yazdı. Ancak genel teması hüzündü. Hatta bir keresinde “Neden hep hüzün?” diye sorduğumda “Öyle hissettiğim için, tarzım bu herhalde…” diye yanıtlamıştı.

Erhan Levent Koçak, agy s. 67

[2] Agy s.68

[3] Agy s. 69

[4] Agy s. 71

[5] Agy s. 78

[6] Agy s. 81

[7] Agy s. 78

[8] Agy s. 76

[9] Agy s. 77

[10] Agy s. 82

[11] Agy s.77

[12] Agy s. 79

[13] Agy s. 80

[14] Agy s. 83

[15] Agy s. 79

[16] Agy s. 70

[17] Agy s. 85

Reklamlar