“Küçük ayak izleri bıraktık kızgın kumların üzerine. Attığımız her adımda hiç görmediğimiz hayvanlar, bitkiler, türlü türlü eşya yeşeriyordu zihnimizde dolayısıyla çevremizde. Deniz dalgaları başka dünyalara seslerimizi taşıyordu. Ayak izlerimiz yavaş yavaş büyüyordu onlar büyüdükçe zihnimiz ve kulaklarımız cılızlaşır oldu.” diye anlatıyordu kadın iki kelimede bir kuru yutkunma denemeleriyle.
İstediğin imkansızları yeşerten kızgın kumdan birşey isteyememek, istediğin her şeyi elde edince mi olur yoksa hayallerin tükenince mi? Bu sorunun cevabı onlara birşey katmazdı çünkü her halükarda artık bir ehemmiyeti yoktu o ayak izlerinin.
Bu durumları yetmiyormuş gibi mesafeler girdi aralarına, öteki duvarlar ördü. Anlamadıkları tonlarca şey vardı cılız kafalarında “Ve tonlarcasını ekledik her bir adımda.” diye kesti.
Sustum.
İdraksız konuşup susan ağızlar olmak çok kolaydı çünkü; iki, üç, dört, beş.. Yeter denemezdi yetemezdi çünkü, yetmedi de hiç. Ona oturup içinde olduğu şeyi nasıl anlatıyor olabilirdim ki?
“En başında her şey bizim dışımızda var olmuşken bize istemeyi öğreten neydi ve o ateş…

View original post 6 kelime daha

Reklamlar