Etiketler

,

beach-sand-wallpaper-16Duşunu aldıktan sonra aynanın karşısına geçti B ve kendini tanıyamadı. Zayıflıktan bir deri bir kemik kalmıştı neredeyse. Avurtları içe çökmüş; elmacık kemikleri dışarı fırlamıştı zayıflıktan. Saçları, sakalları uzamış ve kumralken siyaha dönmüştü. Alnının üstündeki saçlar neredeyse kellik derecesinde seyrekken birden gürleşmişti. Bu haliyle bambaşka birine dönüşmüştü neredeyse. Bu çok da kötü bir durum değildi ama tanıdık boyun ve sırt ağrıları da başlamıştı. Bu somatik ağrıları bilirdi B. Çok üzgün ya da baskı altında olduğunda olurdu bu ağrılar. Aylarca sürebilir ve ne ağrı kesiciyle ne de kas gevşeticiyle kesinlikle geçerdi. Bu ağrıları sadece yeşil reçeteli sakinleştiriciler ya da ot kesebilirdi. Şimdi neden yeniden başlamışlardı sanki. Oysa yıllar sonra Ece’yle kavuşmuş ve beraber olmuştu; bu durumda kendisini jelibon kadar yumuşamış ve rahatlamış hissetmesi gerekirdi halbuki. Fakat bu banyo da artık demin Ece’nin bornozla çıktığı eski mahalledeki banyo değildi. Çevresine göz atınca bunun bir otel banyosu olduğu açıkça anlaşılıyordu. “Yine mi?” dedi içinden, “yine ne için bir oteldeyim?” Ne yüzden burada olursa olsun bu ağrılarla eğilmeden bükülmeden doğru düzgün yürüyemezdi bile. Banyo dolaplarına baktı işe yarar bir ilaç bulabilir miyim diye ama yoktu. Bardağa koyulmuş diş macunu, diş fırçası ve el tarağından başka bir şey yoktu. Bu ağrıları hastane köşelerinde fiziksel bir sebep arayarak aylarca yaşamışlığı vardı B’nin. Nihayet kendini bir psikiyatri kliniğinde bulmuştu o dönem. Boynunun arkasından bazen öyle bastırırdı ki bu ağrılar başını dik tutmakta zorlanır; sanki gizli bir el kafasını aşağı öne doğru iterdi. Zaman zaman ensesinde şiddetlenen bu ağrı yüzünden eline bir bıçak alıp bu bölgedeki gerilmiş kasları kesmenin; beyincik soğanını dışarı çıkarmanın ya da öldürecekse bunun ensesinden baltayla vurularak ya da giyotinle olmasının hayallerini kurardı uzun uzun.

Hemen hemen bütün 5 yıldızlı otellerin banyosunda olduğu gibi burada da banyo havlusu duşakabinin kapı tarafındaki raftaydı. Havluyla kurulandı, havluyu beline dolayıp banyodan çıktı. Odadaki iki kişilik yatakta demin Ece’nin giyip çıktığı bornozun içinde şimdi eski karısı vardı. İki büklüm banyodan çıkan B aynanın karşısındaki sandalyeye oturdu. “Demin telefonun çaldı, arayan Selim Bey’di, açtım.” dedi eski karısı. Aynadan eski karısına baktı B. Ne Selim Bey’in kim olduğu ne de eski karısıyla bu otel odasında ne işi olduğuna dair bir fikri vardı. Belki de henüz boşanmamış olduğu zamandaydı. Ama ‘Selim’ ismi hiç tanıdık değildi. “Seni film setinde bekliyorlarmış” dedi kadın. Böylece ani bir aydınlanma yaşadı B. Bir filmin yönetmenliğini yapmaktaydı. Film Türkiye’ye tatile gelmiş Yunan bir çiftin başından geçen travmatik olaylarla ilgiliydi. Selim Bey ise filmin prodüktörüydü.  Ama bu ağrılar içindeyken filmi çekemeyeceğini düşündü. Filmin nerdeyse bütün sahneleri çekilmiş sıra en önemli sahneye gelmişti. Ama işte yürüyecek gibi bile değildi B. “Bu filmi bitiremeyeceğim” dedi. Bunun üzerine karısı, eski ve ünlü bir yönetmenin son filmini çektiği sırada MS hastası olduğundan; buna rağmen son filmini insan üstü bir gayret göstererek bir günde çektiğinden bahsetti. B’nin ise çekeceği sadece bir sahne kalmıştı; B’nin bunu yapabileceğine inanıyordu. Bu sözler B’yi yüreklendirmek bir yana daha da kötü hissetmesine sebep olmuştu. Yaşlı ve MS hastası bir yönetmen bir günde bir filmin tamamını çekebilmişti ama B son bir sahneyi bile sadece gerginlik yüzünden çekemeyecekti işte. Üstelik onun bu halini kimse de anlamayacaktı. Kaldı ki kendisi bile içinde olduğu psikolojik ve bedensel çöküntünün sebebini anlayamıyor, onu sadece yaşıyordu.

B’nin cep telefonu çaldı. Arayan Selim Bey’di. B telefonu açtı: “Efendim”. “B, ne yapıyorsun? Nerelerdesin? Set hazır çekim için iki saattir seni bekliyoruz.”. “Selim Bey, ben o sahneyi çekemeyeceğim. Bu sahne için benim yerime başka bir yönetmen bulmanız lazım”. “Senin için bu sahnenin çekiminin ne kadar zor olduğunu biliyorum ama bu sahneyi gerçekten en iyi çekebilecek adam sensin. Bunu biliyorsun. Hem ne yeni bir yönetmen bulabilecek ne de bu ekibi tekrar toplayabilecek durumumuz var, B. Beni anlıyor musun? Hatta maddi olarak o kadar kötü durumdayız ki bu sahneyi bir defa da çekip bitirmemiz gerek. Yoksa bu film hiç olmayacak. Hadi B, bak sana yalvarıyorum. Yüzdük, yüzdük kuyruğuna geldik, bizi yarı yolda bırakma….”. “Tamam” dedi B isteksizce, “geliyorum”. “Çabuk ol güneşi tepede almalıyız biliyorsun. Biraz acele et.” B, telefonu kapattı.

Çekim yerine iki büklüm vardığında bütün set ekibinin hazır olduğunu ve onu beklemekten sıkıldıklarını gördü. Güneş istenildiği gibi tam tepedeydi ve sahil cehennem gibi sıcaktı. B, son bir gayretle üzerinde yönetmen yazan şemsiye altındaki sandalyeye attı kendini. Deli gibi terliyor, her yanı ağrıyordu. Bu sahnede ıssız bir sahilde sahil kasabasının gençleri Yunan adamı dövüp sevgilisini ise yakındaki bir mağaraya götürecekler ve orada tecavüz edip öldüreceklerdi. Yunan adam rolündeki oyuncunun saçı sakalı tıpkı kendisine benziyordu. Oyuncular ve set ekibi B’nin etrafında toplanmışlardı. B, oyunculara mümkün olduğunca gerçekçi olmaları gerektiğini; ne olursa olsun bu sahnenin tek seferde bitirilmesi gerektiğini söyledi. Artık bütün iş oyuncularda ve teknik ekipteydi. Nihayet herkes yerini aldığında B “motor” dedi.

Yunan adam ve sevgilisi ıssız sahilde el ele yürürken beş genç arkalarından koşarak geldiler ve ne olduğunu anlamadan adamı dövmeye başladılar.  Adam yere düşmüş ve dört genç onu öldüresiye döverken bir tanesi de çığlıklar atan kadını tutuyordu. Adamın öldüğünü düşünen gençler kadını ite kaka az ilerdeki mağaraya götürüyor; kameralar ve ekip de onları takip ediyordu.

O anda bir dejavu hissine kapıldı B. Evet, şimdi bu sahnenin çekiminde neden bu kadar gergin olduğunu anlıyordu. Çünkü bu B’nin yaşantısından alınmış biyografik bir filmdi. B, Yunan asıllıydı ve bütün bu filmde olanlar onun ve sevgilisinin başına gelmişti. Bu gençlerin burada dövüp öldü diye bıraktıkları adam kendisiydi. Sevgilisi Helen’i ise tecavüz edip öldürmüşlerdi.

B, kusacak gibiydi, öğürmeye başladı. Bir an için B’nin durumunu fark eden bir iki kişi ona doğru baksa da B çekime devam edin der gibisinden bir el hareketi yaptı. Çekim ekibi mağaraya doğru giderken B yüz metre kadar geride tek başına kalmış, yere çökmüş bir yandan kusuyor bir yandan da kusmuğunun üzerine ağlıyordu.

Barış K.

Reklamlar