Etiketler

,

freddyalborta

Gözlerini yine ‘arka bahçe’de açtı B. Neden en sıkıntılı anlarında eski mahallesinde buluyordu kendini? Belki berbat geçmiş de olsa çocukluğuyla bağı olan yer olduğu için belki buradan sonra hiçbir yere bir daha kendini böyle ait hissedemediği için… Arsada kim bilir ne zaman yapılmış ve öylece bırakılmış bir bina temeli vardı ve işte Che ile yanındaki bir gerilla temelin kenarına ayaklarını aşağı uzatmış öylece oturuyorlardı. Onları öyle görünce nedense içini bir hüzün kapladı B’nin. Oysa Che için hüzünlenmenin bir anlamı yoktu. Onun ömrü belki de tam zirvede son bulmuştu; öyle ki genç yaşta infazıyla yeni bir İsa’ya; bir din ikonuna dönüşmüştü neredeyse. Ne var ki yanlarına yaklaştığında Che’nin yüzünde fotoğraflarından alışılmış o mağrur ifade yoktu. Oldukça yaşlanmış, saçlarına ak düşmüştü;  yıpranmış, buruşukluklarla dolu ihtiyar yüzünde hüzün vardı; ümitsizliğin hüznü. O an o da yanındaki yaşlı gerilla da hüzünlü eski bir hikayenin yaralı karakterleri gibiydiler. “Merhaba” dedi B. “Merhaba” diye karşılık verdiler. İşte B’nin karşısında tarihin gelmiş geçmiş en büyük idollerden biri duruyordu ama öyle yorgun öyle yaşlı görünüyordu ki B heyecanlanamıyordu bile. Yanında vefakar ve yaşlı bir gerilladan başka bir şeyi kalmamış yitik bir adama dönmüştü artık bu efsane. Üzerlerindeki askeri kıyafetler ve ellerindeki keleşler olmasa iki yaşlı şarapçıdan farkları yoktu. Karşılarında öylece dikiliyordu B. Güneş bulutların arasında bir daha hiç çıkmayacakmışçasına kaybolmuş, göğün altındaki her şey ölgün bir kurşuniliğe ve sessizliğe bürünmüştü sanki. “Nasılsınız?” diye sordu B. Ona nasıl hitap edeceğine karar verememişti çünkü. “Yorgun” dedi Che, “Bütün bir hayatımı ezilenlere adadım; dünyayı değiştirmek için bir başıma ne yapabiliyorsam yapmaya çalıştım. Oysa şimdi tarihin sonu gelmiş diyorlar; bütün çabalarımız, bütün ölümlerimiz, mücadelemiz ve uğruna savaştığımız her şey sanki kumdan bir kale imiş. Ve neden anlamıyorum yeni nesil ezilenler nasıl sistemle bu kadar barışık, bu kadar faşist olabiliyorlar?”. “Belki de genç kapitalizme güzel bir aşı oldunuz sizler. Artık çok daha komplike bir makineyle karşı karşıyayız. Eğitim sistemi mesela. Çocukların beynini düzene uydurmak için kurulmuş bir sistem. Kötü bir eğitim tornasından geçiyor herkes. Mesela ben de çocukluğumda ve gençliğimde faşist fikirlere sahiptim. En büyük millet bizimkiydi. Tarihimiz tertemizdi. Dünyayı fethetmemiz doğaldı. Yani bizi hep fatih olarak düşündüm, asla işgalci olarak değil. Biz derken ya Osmanlı’yla ya Türkiye devletiyle bir görürdük kendimizi. Biz öyle bir millettik ki her an yine eski günlerimize dönebilirdik. Hepimizin canı fedaydı vatana. Vatan, Millet, Devletin yanında insanın ne değeri vardı? Hatta bu Anadolu’nun yekpare suni Türk olduğunu sanarak büyüdüm ben. Kürt diye bir ırkın olduğunun bile belki lisede farkına vardım. Sanıyordum ki doğuda yaşayan, bozuk doğu şivesiyle konuşan eğitimsiz insanlara yani ‘kırolara’ Kürt deniyordu. Kürtçe’yi de o doğu şivesi sanarak büyüdü bizim kuşağımız. Doğuda ne zaman bir gösteri yapılsa korsan olurdu ve biz haberlerde teröristlere su sıkan Tomalar görürdük. O Tomaların ne olduğunu ancak Gezi olayları öğretti bize.”. “Haklısın sisteme karşı çıkanların işi çok zor. Hatta belki insanlık dedikleri gibi bütün hayallerini yitirmiştir.”. “Bana kalırsa tam zamanında hikayenizin en güzel yerinde öldünüz siz. Böylece sistemin asla silemeyeceği bir hayalete dönüştünüz; yok edilemez oldunuz. Hatta sizin hakkınızda ben bile bir şeyler yazdım” Nasıl olduysa cebinden katlanmış birkaç A4 kağıt çıkartıp Che’ye uzattı B. Che yazılanları okumaya başladı; ama kendi hakkında buna benzer ve bundan çok daha iyi pek çok yazı, şiir okuduğundan belki sıkılmış bir hali vardı. Yine de yazının hepsini okudu bilgece bir nezaketle. Sonra aldığı biçimde katlayarak uzattı kağıtları B’ye: “Güzel yazmışsın”. “Teşekkür ederim.” B kağıtları temelin üzerine koydu ki o kağıtları koyar koymaz hayaletler kayboldu ve burası çalıştığı okulun öğretmenler odasına; temel de öğretmenler odasındaki uzun masaya dönüşüverdi. Sonra kapıdan okulun en kazulet, en ceberut ve çirkin kadın hocalarından biri çalışan bir elektrikli süpürgeyle odaya dalıverdi. B’ye göz ucuyla baktıktan sonra onu hiç fark etmemiş gibi yerleri süpürmeye devam etti. Masanın yanına yaklaşınca demin B’nin koyduğu kağıtlar gözüne ilişti ve göz ucuyla onlara baktı. Kağıtlara şöyle bir bakmasıyla yüzünü buruşturması bir oldu. B kendini suç üstü yakalanmış gibi hissedip kağıtları aldı. Bu yazıyı yazalı çok olmuştu ve artık tam olarak neler yazdığını kendi de hatırlamıyordu ve Cemile Hoca’nın yazının neresine yüzünü buruşturduğunu merak etmişti. Eline aldığında ise kağıtlar Birgün gazetesine dönüşmüştü artık.

Barış K.

Reklamlar