Etiketler

Hayat bir oyundur ve bu oyuna karşı ciddiyetinizi kaybederseniz bir ironiye dönüşmeye başlarsınız. Oyunun ciddiyet gerektirdiğini de Gadamer’den öğrendim bu arada. Hani oyun hep ciddiyetsizlikle bağdaştırılır ya. Gadamer haklı olarak oyuna karşı ciddiyetinizi kaybettiğiniz anda oyundan zihnen çıkacağınızı hatta bir oyunbozana dönüşeceğinizi söylüyor. İşte siz ona karşı ciddiyetinizi kaybettiğiniz an bir oyunbozana ,bir ironiye dönüşüyorsunuz. Aslında bütün sorun yapmakta olduğunuz iş ya da her neyse onun üzerine düşünmeye başlamanızla başlıyor. Düşündükçe neleri yitirmiyorsunuz ki – tabi düşüncelerinizi izleyecek bir cesaretiniz varsa ki kiminin vardır o cesareti. Her neyse… Sonuçta bu filmi niye çekeceğiz? “Kimin için? Yapımcı için mi, Ününe ün katacak bir şarkıcı için mi?” diye sorduğu anda o yönetmen hapı yutmuş oluyor. Cümlelerin sonu “Ne köy oluyor ne kasaba yaptığımız işler”e varıyor zorunlulukla. Gerçekten ölüm pahasına hayata dokunan kendini ortaya koyan militanlar, şiirlerinin bedelini intiharla, derisi yüzülmekle ödeyen adamlar görüyorsunuz; duyuyorsunuz. Onlara öykünüyorsunuz ama ötesi yok. Onlara verdiğiniz değer yüzünden belki biraz da onlarla bütünleşmek, özdeşim kurmak için onlardan bahsediyor; haklarında yazılar yazıyorsunuz. Ya sonra… Sonra günlük hayatınıza devam ediyorsunuz. İleriye bir adım atacak cesaretinizin olmadığını görüyorsunuz. Oyuna devam ediyorsunuz. Gerçek bir oyunbozan bile değilsiniz, sadece mecburen oynayan; oyundan sıkılan birisiniz ya da Gökhan Tok’un metaforundaki Maça Papazı’sınız biraz artık. Hatta o kadar bile değeriniz yok çünkü dünyada istemediğiniz kadar bol miktarda iskambil destesi olduğunun da farkındasınız. Kaybolsanız; kendinizi yırtsanız olsa olsa yeni bir deste açılır sadece.

Che’ler ellerinde silahla dünyaya karşı savaşır; bazı şairler yazdıklarının peşinden atlarlar uçuruma. Ya ben (hadi sizi boş verelim)… Ben ne yaptığımın farkındayım. “Hiçbir şey beklemiyorum artık” dediğimde bile bir şeyler biraz daha içki, belki bir kadın, biraz daha oyalanmak istediğimi haykırıyorum sadece. Peki ya bunları neden yazıyorum? Yazarlar neden yazı yazar? Kendimi dışa vurmak için mi? Yazmak da bir eylem mi? Hayır, inanmıyorum artık bu bahanelere. Yalnızca kendim için… kendim için yazıyorum. Ve evet okunmak da istiyorum ama yalnızca kendim için… kendim için okunmak istiyorum.

 

Reklamlar