Etiketler

, , , , , , , ,

0000000283668-1

“(…)
çünkü ben dünyaya zehrimi inmeye geldim!

kimse ‘ne oldu?’ demesin şimdi bana
her şey ölüm kadar ortadayken
bir levhanın kütüğüne yazılıyken her şey
herkes sırtıma işlediğim kuyudan bana baksın
ölmek için söyleyecek sözüm yok!
görüyorsunuz içimi tekmeleyen kasırganın kahrını
görüyorsunuz işte
iliğimdeki günaha dayanmıyor çamurun sabrı!

biliyorum gitmem lazım
biliyorum aynaya hapsedeceksiniz beni

ediniz lütfen

b e n i   b e n i m l e    ö l ü n ü z !”

Şimdi terk edin çadırımı, Veysi Erdoğan, Varlık Yay., İstanbul, 2008, s. 11, 12

“(…)
çöl söyledim dağ inledim gümüş sözler edindim
yüzümü sürdüğüm hangi taşı öptüysem de yenildim
(…)

(…)

(…)
bildiniz burası suyun öldüğü yer
şimdi alınız size getirdiğim laneti

b e n i b u r a d a n g i d i n i z !”

agy s. 13, 14

III (YEDİLER KIRBACI, blog.)

kimse bilmedi bir ömrün neden heba edildiğini
(…)
kalbimi söyleyecek bir cümle bekledim inciden!

ey yalanı yaydıkça büyüyenler
bütün bunlar bir ömrün felaketidir bilin
çünkü sizdiniz tebessümü bir azaba dönüştüren
kalbe dökülen her sözün önüne siz geçtiniz
bilmediniz zaman hangi perdeden konuşur
hangi sözün kefareti yoktur bilmediniz
(…)
devrileyim diyeydi çünkü bütün marifetiniz!

(…)
bana hata değildi henüz hiçbir söz hiçbir yerde
kibrim yok kinim yok kötülük benden geçmezdi
bilinmezdim incinmezdim bu hüsran perdesinde
alnım suda gözlerim uzakta güneşi beklerdim
karanlığa dokundukça ışık patlardı elimde

ama şimdi bilin
mürekkebin kinini döktüm içime
kirlendim rüzgara söylerken hikayemi
baktım ki vedaların eli çoktur her sözde
bıçağın ucunu öptüm suyu böldüm ikiye
bu benim bedenimin geçididir dedim
ve indim gözlerimin en içine

ey kasıldıkça karnımda kırlangıçlar kanatan siz
(…)
yetmez mi size bıraktığım bu katran sözler
yetmezmiş gibi durmayın benim önümde
yoruldum sizi içimle seyretmekten

b e n i k a l b i n i z d e n i n i n i z!”

agy s. 15, 16

IV

suyu ikiye bölen bensem
benimse hırkamdan kabrime dökülen kelimeler
dilimde terleyen taşlara aitsem ben
kimsem yok demeden ölmüşsem kendimi
ölümü harfime gömmüşsem kimsem yokken
inmişsem gözlerimin en içine madem inmişsem
kalemin kiniyle incitmişsem kalbimi
bunun sebebi bilinmeli, bilinsin!

bu bir kırbaç törenidir dilimin ve gövdemin

şimdi beni söyleyin
ey ben sustukça kalbimi inleyenler
gövdemde gezdikçe dilimde deliren atlar kimindir?
alnımdaki anahtar beni açmaz nedendir?
kimedir göğsümden fışkıran bu alevler?
taşlara söylenmiş bu kelimeler kimedir?

b i l e m e z s i n i z!

baktıkça yarılan bir zaman dilenensiniz
(…)
sözünüz yok; hüznü her kumaşa düşüremezsiniz!

(…)”

agy s. 17, 18

V

daha gitmedim ölmedim daha!
(…)

(…)
imrenilecek bir yara varsa o da benimdir
isteyene sebilim işteyim varın gelin yanıma
alnımda büyüttüğüm kelimelerle
neyim kalemin kuyusunda çoğalan zamana
kılıcımın kibar lehçesiyle size şöyle diyeyim:

bakın buraya!
(…)
bu vedadır, ruhumun kaftanını kanatır
rüzgardır bu efkar bu yaraya
kalbe işlenmiş vebadır, korkmayın
dökülsün kirlenmiş alnınıza
bu da kırbaç
usul usul insin kibrinizin suyuna!

(…)

b e n i  i ç i m d e  d e l i r i n i z !”

agy s. 19, 20

VI

yetti işte
kalmadı çünkü sizi sevecek bir şeyim
ben buraya bağırmaya geldiydim dünyaya
alev olmaya gövdemin mumlarını yakmaya
ölmeye geldim ölüme kusur olmaya
ürperin şimdi sizi öfkemin kederinden!

damarlarımda beklettiğim ışığın sabrı kalmadı
sırtınıza yüklediğiniz kamburu bildim çünkü
gördüm işaret parmağınızda çürüyen o kör sabahı
ateşe diktiğiniz her levhanın çığlığını ben duydum
inleyin şimdi sizi cesedimin cebinden!

peçenizin altındaki şeytanı tanıdım
neşteri eksilmeyen fermanlara yazın adınızı şimdiden
tabutunda ur taşıyan sultanlara defnedin kininizi
kovun kendinizi cennetinizden
suretinizde saklanan
yılların rutubeti
içimdeki incileri kirletiyor çünkü
çekilin şimdi gölgemin geçtiği yerlerden!

(…)

b e n i  t a n r ı n ı z l a  i ç i n i z!”

agy s. 21, 22

VII

hak ettiniz!

çünkü siz bilmezsiniz
kalbini unuttuğunuz o çocuklar
tarihin beyaz taylarıdır!

çünkü siz bilmezsini
dilini incittiğiniz o kadınlar
doğu’nun unutulmaz incileridir!

çünkü siz bilmezsiniz
elleri yeminli o adamlar
zamanın soylu süvarileridir!

(…)

şimdi terk edin çadırımı
bu mezar kalpten iyilik beklemeyin
(…)
suya inin suya eğilin suya bir şeyler söyleyin
ateşin avuttuğu kullarız biz
hiçbir ben’in duymadığı yalanlara sahibiz
bu bizim son günümüzdür sabahımız yoktur deyin

(…)
o halde işitiniz iyi dinleyiniz o halde
atmın saçlarına kına sürdüğüm o vadide
kalbimin bana indirdiği kılıçla
sizi almaya geleceğim!

b e n i  o r a d a  b e k l e y i n i z !”

agy s. 23, 24

“(…)

gittim kendimi ölülerle terbiye edip geldim
(…)”

agy s. 27

“(…)

dünyayı söyleyen suların rengindeydi oysa onlar
gümüş bir gülden gelip siyah bir güle dönüştüler!”

agy s. 28

“(…)

son sözünüz kaldı bizde o saf kederiniz:
biz ölüm kadar ince olan sizdiniz!”

agy s. 29

“(…)
bu benim sahibi kaybolmuş sesimdir dedim

(…)

öldür dedim tanrıya soyunu unutmuş her kavim için
hadi öldür! çöllerin künyesine bir oğul da sen ekle!”

agy s. 30

“mağlup

bu, yüzümün ölüsünden derlenen yenilgiler adınadır
‘hüzün’ sözcüğü benim değil hiç kimsenin bilinsin

bir rüyadan geldim ben bir eşikte bekledim seni
kızıl bir defterin hevesiydim o zaman gelseydin

(…)

ellerimin geçmişine in orada siyeh utanç varsa herkesin
korku bir devrin örtünmemiş kapağıdır deşilsin

(…)

ölüm seni alnımdan öp bağışla beni sevgilim yine yenildim
üzgün değilim hüznün defterinden yüzüm silinsin!”

agy s. 31

“(…)

bilinmez, bir söz ile biter rüya herkes gider
vay ki o zaman arkadan bakan kendidir:

bu ben miyim bu bedenin örtündüğü boşluk da ne?
(…)”

agy s. 32

“(…)
bana derisi yüzülmüş dizeler getir bana nesimi
bana ey sefil selef! bana halef zehri ver hadi!

çıkmak istiyorum dilinin çarmıhına çakılı bu odadan!”

agy s. 37

“(…)
bilinecek bende neyse tufan seste odur feryat
bilinecek ben gidersem çarmıhım burada kalacak!

işte o zaman kıyamet değil ben kopacağım!”

agy s. 38

“utanç ve siyah

çok eski bir alevden geldik geldiğimizi biliriz!

(…)

bırakın uyusun uykusunu alarak sussun tanrı!

(…)”

agy s. 39

“(…)

gittikçe büyüyen bir günaha yürüyenim bu yüzden!

(…)
ben zamanı utandıran adamım yani uyandıran
kim demiş kılıç kimdeyse cengaver odur meydanda
işte o kül yalan! işte o kül ile yalan!

kılıcım yok! alnınıza okumaya geldim tufan!”

agy s. 40

“kör ve uzak

ve işte sonunda kalbimi de yedim!

kalmasın dedim orada beyaz bir ben
herkesin beni unuttuğu günaha gideyim
alnıma dökülsün dilimden düşmeyen keder
(…)

ve işte sonunda aklımı da yedim!

kırgın kadehlere uzandım üzgün bir dille
(…)
ne kalbim kaldı bende ne de aklım anla

(…)”

agy s. 41

“şamdan ve şuara

ben nerdeysem siz orada değilsiniz dediğim yerdeyim!

işte burada! şiiri kutsanmamış şairler divanında
(…)”

agy s. 42

“şiir ve mülk

işte kalktım! işte öylece bekledim kendi vadimde!

(…)

h a n g i   m ü l k ü n   e f e n d i s i d i r   ş i i r ?”

agy s. 43

“(…)
dediler: kalbi susmuş bir adamdır bu! terk edin!
eli düzgün yüzü güzel bir ölüm getirin ona!”

agy s. 47

“(…)
bitermiş başkasının koynuna bırakılan bir rüya
(…)”

agy s. 49

V (YEDİLER AŞKI’NA, blog.)

beni anlama!
ruhumda gezinen bu nehir boşuna
(…)
insan dediğin bu dünyada bir yaradır
bir inleyiş hüzünler kapısında

(…)

beni anlama!
sen tanıdık bir eskisin
(…)”

agy s. 50

“(…)
sözü kesik bir kalemden kendimi dilemekteyim
bu benim kaderim değil kabulümdür
kendini bana süren merheme çareyim

d o k u n m a !

kalbimin anahtarı yok artık
(…)”

agy s. 51

VII

onca yolu ölerek geldiğim onaca sana
alnımda taşıdığım bu harfler kimeydi bilme!
beklediğim bu köprü kimin suyuna giderdi?
bu hangi bahçeydi içinde dağıldığım?
araladığım bu perde hangi zamana değerdi?

öyle tozluyum ki bu yeryüzünde öyle dolu ki
denizleri süsleyen bir cesedim ben sanki
denizler ne ki?

(…)
insan neden uğraşır içinin kumaşıyla?
neden susar, bağırır, ağlar, dağılır?
bir taşa neden derdini anlatır durmadan?

her sorunun yanıtı yanlışında gizlidir
ve her yalanın bir doğrusu hep vardır:

ben sana yalnış kapıdan okunmuş bir kilidim!

s e n   b u n a   i n a n m a !”

agy s. 52

Reklamlar