Etiketler

,

0000000626204-1

“(…)

1757 ile 1827 yılları arasında yaşamış olan William Blake, on sekizinci yüzyıl edebiyat ve sanat dünyası içinde kendine özgü bir yere sahip. Vizyoner kişiliği, mistik dünya görüşü, vahyi (prophecy) ön plana çıkaran sanat anlayışı, yarattığı kurgusal-mitolojik dünya, sanatını görsellik içinde sunması, insanın özündeki yaratıcı tahayyüle vurguda bulunması, rasyonalist-materiyalist anlayışa karşı çıkışı, geleneksel din ve devlet algısını reddetmesi hep Blake’in özgün konumunu pekiştiren özellikleri oldu.

(…)”

Vahiy Kitapları, William Blake, Çev: Kaan H. Ökten, Pinhan Yay., İstanbul, 2015, s. 7

“(…) Ve hangi mekanları yurt tutar sefiller,
Unutulup gitmiş dertlerden sarhoşlar ve buz kesen kederin mahpusları?

Söyle bana, çoktandır unutulmuş düşünceler nerede barınır da çağırılınca
çıkagelirler?
(…)”

agy s. 45

“(…)
Gece vakti terennüm edilen şarkısının orta yerinde uyuyakaldı,
Bin sekiz yüz yıl uyudu, kadın rüyaları gördü hep.

(…)”

agy s. 115

“(…)
Ardından yılanlı mabet kavuşmuştu kendi şekline, sonsuzluğun suretiydi o,
Sıkışıp kalmıştı sonlu tavaflar içine ve insanoğlu bir Melek olmuştu artık,
Gök döne döne dönen koca bir çember, Tanrı ise taç giymiş bir zorba.

(…)”

agy s. 117

“(…)

Palamabron Soyut Kanunu bahşetti Trismegistus’a:
Pisagor, Sokrates ve Eflatun’a.

(…)

İnsan nesli solup gitmeye başlamıştı, zira sıhhatte olanlar inşa etmişlerdi
Kendileri için mahrem mekanlar, Aşk’ın neşesinden korkmuşlardı çünkü,
Ve yalnızca marazlılar devam ettirmişlerdi soylarını.
işte bu yüzden Antamon, çağırdı neşe vadilerindeki Leutha’yı huzuruna
Ve bahşetti Muhammed’e ayrı bir Kitap.

(…)

Bunlardı Kiliseler, Şifahaneler, Kaleler, Saraylar,
Tıpkı birer ağ ve ilmek ve tuzak, Ebediyet’in neşesini kıskıvrak yakalamak üzere,
Ve arta kalan diğer her şey bir çöldü adeta;
Ta ki, sanki bir rüya, Ebediyet silinip yok edilene ve ortadan kalkana dek.

(…)

İşte böylece Los ile Enitharmon’un korkunç nesli bahşetmeye başladı
Har’ın oğullarına Kanunları ve Dinleri, bağlamak üzere onları daha çok
Ve daha çok Dünya’ya, kapamak ve sınırlamak için,
Ta ki Beş Duyunun Felsefesi tamamlanana dek.
Urizen ağladı ve teslim etti onları Newton ile Locke’un ellerine.

Ağır bulutlar dolanır durur Alpler’de Rousseau ile Voltaire’in etrafında,
Ve Lübnan dağları çevresinde solup gitmiş Tanrılarının,
Asya’nın ve Afrika’nın çöllerine Düşmüş Melekler’in etrafında.
Albion’un Muhafız Efendisi, çadırında yanar durur geceleyin alev alev.”

agy s. 137-139

“(…)

5. Ve çocukları ağlıyordu ve inşa ediyorlardı
Metruk mekanlarda mezarlar,
Ve basiret kanunları inşa ediyorlardı ve adına da
Tanrı’nın ebedi kanunları diyorlardı.

(…)”

agy s. 199

“(…)

2. “Şu dumanlı İblise mi ibadet edeceğiz”,
Dedi Fuzon, “şu soyut mevcudiyetsize mi,
Deryalar üzerinde taht kurmuş şu bulutsu Tanrı’ya mı,
Bir görünen, bir gözden kaybolan, elemlerin Hükümdarına mı?”

(…)”

agy s.208

“(…)
Hakikatin haddi vardır da Yanılgı’nın yoktur (…)
(…)”

agy s. 227

“Arzularının yangınları içinde yürür insan…”

agy arka kapak

Reklamlar