Gökyüzünden ipler sarkmaya başladığında, fırad d. banyoya girdi, kazanın altına üç tane odun attı, közleri karıştırdı, odunlar daha şimdiden çatırdamaya başladı, ocakta yeterince köz vardı, dağılanları odunların etrafında toplayıp dışarıya çıktı, odaya geçti, masasını temizledi, düzenledi, müziği açtı, eski, uzak bir ses cızırdamaya başladı, oda eski günlerin mahmurluğuna büründü yine, çayını doldurdu, sigarasını yaktı, koltuğa geçip sigara ve çay içti, zaman kendini kurgulardı, vakti geldiğinde bunu haber vermekten asla gocunmaz, odanın ortasında bitip şeyleri haber verirdi; zaman ölmezdi, zaman dirilmezdi de, doğrusu şu ki, zaman yaşamazdı; yaşayan da, ölen de, dirilen de sadece fırad d.’ydi, kendinden menkul bir döngünün sac ayağıydı fırad d., ilk dokunuş da, son vuruş da bizzat fırad d.’ydi, böyleyken zamanın nefes alan bir canlı olduğunu düşünmesi ve bunu duyup, buna inanması için aptal olması gerekmezdi; şu var ki, kimi zaman şeylerin dışına çıkmak gerekirdi, işte o zaman, zamanın belki de hiç olmayan, fakat var sanılan bir…

View original post 94 kelime daha

Reklamlar