ali emre, afife

Yitik Kültür Merceği

Sevmek biraz ölümdür… hele yaşlandıkça
ne çok seyrederiz, mûnis
ve kimsesiz odalarda kendimizi.
Ah! Ben sizi taşrada, çok önceleri
bir romanda tanımıştım, biraz Halit Ziya
öldürmüştü sizi, biraz Reşat Nuri
Oysa ben Milas’ı hiç görmedim ama hiç
dilsiz bir yurt odasında düşledim
Beylerbeyi’nde ağladığımız evi.
Örselenmiş ve çabuk büyümüştünüz, birdenbire
hani o müzmin ‘ateş gecesi’
yahut gecikmiş bir zemheri.
Mendil işler, nasıl da kötü öksürürdü eltiniz
kirli gülüşler, esnaf ve zabit gözler
içre geçti yıllar: Mutsuz… veremli
Sevmek en çok ölümdür… ve narin bir melek
gelir gibi düşer göğsümüzden
ömrün en güzel kelebeği​

kayıp raf | yitik kültür merceği

View original post

ZİYAFET

Mezarlık yolunu geçip sokağa sapacakken, bildi bileli kullanılmayan eski köşkün kapısının önünde birinin durduğunu farketti, fırad d.’yi görünce iki elini de açıp, “Buyurmaz mısınız, buyurmaz mısınız?” diye yürümeye başladı, fırad d. arkasına baktı, kendisinden başka kimse yoktu, “Beni mi çağırdınız?” diye sordu. “Elbette sizi beyzadem, tabii sizi, sizden başka biri mi var?” fırad d. biraz da meraktan adama doğru yürüdü, “Bu köşkü metruk bir yer biliyordum, çocukluğumdan beri hiç kullanılmadı, kimsiniz siz, satın mı aldınız?” diye sordu. “Hayır efendim, köşkün asıl sahibi geri döndüler, şimdi de bir ziyafet vermekteler, bendenizi yoldan geçen sizin gibi değerli komşularını ziyafete çağırmakla görevlendirdiler; ben de seve seve kabul ettim. Lütfen buyrun, bu ziyafet sadece sizin için kuruldu.” “Sadece benim için mi?” diye sordu şaşırarak fırad d. “Öyle de denebilir, içeriye buyrun, sofrada sizden çok var!”

fırad d.’nin elinden tutup köşkten içeriye soktu, geniş bahçeyi geçtiler, her yerde kırmızı güller, sarı laleler, mor erguvanlar vardı…

View original post 341 kelime daha